Biga Günlüğü

  

 

Yazdır14/5/2012

Aylar haftalar birbirini kovalıyor. Zamanın önemi yaşandıkça daha çok anlaşılıyor. Geçen zaman geçmiş gelecek ise sadece beklenti ve ideallerle dolu oluyor. Zamanın değerini ve dinamizmini çoğu zaman iş işten geçtikten sonra anlıyoruz. Zamanın yaşadıklarını ise çoğu zaman seyretmekten öte gidemiyoruz. Nisan ayı coşku ayıdır, tabiatın ve gönüllerin coştuğu anlardır. Atalarımızın “martta yağmasın nisanda dinmesin” dedikleri yağmurun tam tersini yaşadık bu yıl. Martta dinmeyen yağışları nisanda hiç göremedik nerede ise.
Nisan ayı bereketin sembolü bir ay olduğu gibi bazı hafta ve günlerin de kutlandığı özel zaman dilimlerine sahip bir aydır. Önemsediğimiz bu hafta ve günleri geçmişte ve bugün nasıl yaşıyor uzu değerlendirmek istedik. Çünkü bu günler insanlar üzerinde muazzam bir etki ve değerler dinamiği oluşturduğunu gözlemlemiştik. Bu yıl ise kimi haftaları dolu dolu yaşarken bazılarını ise sessizce birileri kutluyor ve kimsenin haberi olmuyor. Nisan ayı içerisinde de epey hafta varmış maddi ve manevi bakımdan önemli olan. Önemli gün ve haftaların kutlanma biçimi o birimin başındaki amire de bağlı sanırım. Bir bakıyoruz büyük bir gürültü ile kutlanan hafta, birim amiri değişince ya sessizce kutlanıyor ya da hiç kutlanmayabiliyor. Nisan Ayı içerisince kanser haftasını sadece Biga Devlet Hastanesinden başka hatırlayan olmadı. Onların da hastanede stant açarak bilgilendirme yapmaktan öte gitmediğini gördük. Çağımızın çok önemli bir hastalığı olan her aileden birini mutlaka başka alemlere götüren, evlere ateş düşüren bu hastalığın nasıl önlenebileceği hakkında daha fazla gürültü çıkmalıydı bence. Bir dönem büyük programlarla kutlanan polis haftasını sadece polisler kendi aralarında kutlamayı yeğlediler. Güvenliğimizi sağlayan huzur içinde uyumamızı temin eden toplum düzeninin onlardan sorulan bir mesleğin herkesin duyacağı bir şekilde kutlanması gerekirdi aslında. Bu arada zaman zaman her gün tabutlara sarılı olarak ülkenin bir köşesinden gelen vatan şehitlerini de sade bir törenle hatırlamak tercih edildi. Dünya güvenliği açısından bir zamanlar büyük önem taşıyan fakat dünyada dengelerin değişimi ile pabucu dama atılan, böyle bir güce gerek olduğunda bile artık bir şey yapamayan NATO gününü kimse hatırlamadı doğal olarak. Avukatlar gününü sadece litaratürde rastlarsak hatırlayabiliyoruz. Baro bu konuda bugüne kadar hiçbir program hazırlamadı ya da duymadık. Sağlık ve sosyal güvenlik haftası, Dünya Sağlık Günü gibi birçok gün ve hafta varmış nisan ayı içerisinde. Turizm haftasını bazı okulların kutlama programı yapmasıyla hatırladık. Hatırlanmaması da gayet normal aslında. Kimilerinin devletin bütün imkanları ile rahatlıkla bütün dünyayı sülalecek gezdiği, Dubai’de kahvaltı Kuveyt’te akşam yemeği için gidebildiği, kimilerinin ise aldığı fakirlik sınırındaki maaşla sadece geçimini zar zor sağlayabildiği ülkemizde turizm haftası kutlanması kimin haddine.
Bu ara çok önemli bir mesleğin de haftasına ulaşmışız farkında olmadan. Ebeler haftası. Bir zamanların kırsalının gözde mesleği ebe annelerimizin hatırlanması gerekmez mi? Ee tabi artık köy bile olsa evde doğuran ebe anneyi çağıran çok azınlıkta. Bir zamanlar herkese sağlık hizmetini ulaştırmayı hedefleyen sağlık ocakları tıpkı köy okulları gibi harabeye dönmüş durumda. Artık herkes hastanede en iyi şartlarda doğurmak için gereğini yapıyor. Ama artık ebe annelerimiz de köy de yaşamayı tercih etmiyorlar.
Tabi dolu dolu yaşadığımız çok önemli bir hafta da var nisan ayında. Alemlerin efendisi, geçmiş çağlarda gelen kutsal kitaplarla müjdelenen peygamberimiz Hz. Muhammed’in doğum haftası olan kutlu doğum haftası. Bu haftayı da önceki yıllarda kimsenin haberi olmadan sessizce kutlamaları yapılırken yine Biga’ya diğerlerinden farklı bir müftü gelince doğal olarak farklı bir kutlama anlayışı başladı. Peygamberimize yakışır bir şekilde kutlanmaya çalışılan, yapılanların az bile olduğu bir anlayış… Kutlu doğum bahçeleri, kutlu doğum çocuk parkları, kutlu doğum konferansları, kutlu doğum konserleri, gül yerine gül fidanı dağıtım programları, çocuklara oyuncak dağıtımı… Peygamberimizin çevre anlayışı, fidana verdiği önem, çocuk sevgisi, halkın eğitimine verdiği önemi anımsatıyor bunların hepsi. Bu haftaların içerisinde ülkemizin kurtuluşu açısında çok büyük önem taşıyan Türk milletinin, büyük önder Atatürk’ün çocuklara verdiği önemi anlatan büyük bir gün var. O da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bütün dünya çocuklarına armağan edilmiş bir gün. Savaşlarda perişan olan, çoluk çocuk demeden öldürülen, anasız babasız bırakılan, gözyaşları içerisinde boğulan… çocuklara inat bütün bunlardan kurtuluşu simgeleyen, barış içerinde yaşamayı, insan haklarına saygıyı amaçlayan bir 23 Nisan Bayramı. Gazze’de top mermileri arasında gözyaşları içerisinde, bütün dünyanın gözü önünde büyük bir acı içerisinde haykıran çocuklara inat yurdumda sevinç, neşe dolu şiirler okuyacak. Dünyaya barış ve huzur içerisinde yaşamanın önemini haykıracak. Bilmemiz gereken savaşın, kavganın hiç kimseye yararı olmayacağı. Barış ve huzur içerisinde yaşamak varken birbirimize kırdırmanın sadece bizi çekemeyenlerin, dünyaya hakim olmamızı istemeyenlerin bir oyunu olduğunu unutmamak lazım. Bir zamanlar sağ sol meselesi ile halkımızı birbirine kırdıran bu düşünceler bu kez Türk Kürt diye sorun olmayan sorunu çıkararak halkımızın huzurunu bozmak, gelişmemizi engellemek için uğraşanların çalışmalarını boşa çıkarmak zamanıdır. Coşku ile kutlayalım bu günleri. Kutlayalım ki dosta güven düşmana korku salalım.
Bu ayda kutlanması gereken bir gün daha var nisan ayında. Okuma bayramı. Eeee bu da çok önemli tabi. Sadece çocuklarımız değil hepimiz okuyalım. Sadece nisan ayında değil bütün yıl boyunca okuyalım. Nice sağlıklı, esenlikli, huzurlu yıllarda refah içerisinde yaşamak için okumaya… Nice coşkulu nisanlara...

Serten Akkaya
sertenakkaya@hotmail.com