Biga Günlüğü

  

 

Yazdır6.10.2016 17:12:14

Şişmanlık; tarihsel geçmişine baktığımızda insanlık için bugünkü kadar tehlikeli değilken günümüzde neler oldu da çok tehlikeli hale geldi… İlk insan ile bizlerin gen yapısı %99,99 aynı… Ve o zamanlarda tahıl, buğday, un şeker gibi gıdalar yok… O devirde insanlar aç kalmamak için koşuyorlar, avladıkları hayvanları çiğ olarak yiyorlar… Günümüzde pişirme teknikleri değişti, teknoloji gelişti, bu gelişim sadece sanırım midenin yükünü azalttı…İnsanoğlunun sindirim mekanizması ve işleyişi halen aynı… Sadece evrimleşme ile paralel vücudumuzdaki bazı enzim yapılarında değişme oldu. Kanaatimize göre “Modern yaşamın besinleri ile beslendikçe; hastalıklarımız artıyor…” Bizler; 1492 yılında Amerika’nın keşfi ile birlikte insanlık domates ve patates ile tanıştık… 1860 ‘lı yıllarda imparator Louis III. NAPOLYON… Orduya güç katacak, ucuza satın alabileceği, tereyağın yerini tutabilecek bir yiyecek maddesi bulun dedi… “Margarin” üretilmeye başlıyor… Trans yağlar ile tanışıyoruz... Yağ tüketiminde Avrupa ülkeleri başı çekiyor.. Avrupa ülkelerinde tüketim; 80-90 gr/gün arasında…. Ülkemizde 53,8 gr/gün.. 54 ülke arasında 30. sırada… 1801 yılından önce şeker; şeker kamışından elde ediliyor ve çok pahalı… 1801 yılında şeker pancarından şeker üretimi başlıyor. İlk fabrika Almanya’da açılıyor… Şeker ucuzluyor, tüketim artıyor… 1700 yılından önce kişi başı yıllık şeker tüketimi 2-3 kg kadar..1815’ler de yıllık tüketim 6 kg’a çıkıyor… Euromonitor araştırma şirketinin yaptığı araştırma, Amerikalıların Kişi başı 126 gr/gün… Ülkemizde 35,4 gr ile 54 ülke arasında 37. sırada… WHO günlük beslenme planlarında sofra şekeri oranının toplam enerji de % 10 ‘u geçmemesini öneriyor… Günlük 50 gr’ı geçmemesi isteniyor… Dünyada şişmanlık artışına sebep olan gelişmeler bunlarla sınırlı değil… Daha neler var neler… İkinci Dünya Savaşının bitmesi ile kimya endüstrisi kazanmak için yeni bir hedef koyuyor… “Gıdaların Raf Ömrünü Uzatmak…” Ve böylece gıdalara kimyasal maddeler karışıyor… Buzdolabı hayatımıza giriyor… Oysa öncesinde Tel Dolaplar vardı hayatımızda… Gıdalarımızı orda saklardık, ekşiyince de atardık. “Ekşime” işaretti, şimdi ise gıdalar artık ekşimiyor, direk küfleniyor… Çünkü içlerinde ekşimesini “fermantasyonunu” önleyici birçok kimyasal var… Oysa fermantasyon sağlıklı beslenme için vücuda yararlı bir kimya olayı… 1943 yıllarında Buğday Tohumunun Islahı çıkıyor karşımıza.. USA’da Dr. Burlog’un çalışmaları sayesinde buğday; daha verimli hale getiriliyor ama genetiği de biraz değişiyor buğdayın… Dr. Burlog’abu çalışması için Nobel Ödülü veriliyor. Aslında Dr. Burlog ile tanıştığımız kısa bodur buğday bize yabancı değil… Çünkü bu buğday Ülkemizde 1927 yılında Cumhuriyet İlanı sonrasında yapılan tohum ıslahı esnasında Çatalhöyük Kazılarında fark edilen buğday ve Amerika’da yetişmeye iklim olarak daha müsait olduğu için ülkemizden götürülüyor… Ve orada genetik değişim ile geliştiriliyor… Tarım uzmanları hibrit tohum diyorlar buna.. Kısaca GDO tanımı literatüre 90’lı yıllarda girdi ama buğday 1943 ve sonrasında kanaatimce genetik değişime uğramıştı. Ama lansman için kılıf güzel bulundu; “Tohum Islahı” Bu gelişmeden 10 yıl sonra dünyada Çölyak Hastalığı keşfediliyor… Çünkü Çölyağa sebep; buğdayın proteini olan glütenin kişilerde alerjen hale gelmesi…Çölyak hastalığı buğdayın kromozom değişimini gösteren en büyük ispattır bence… Tohum ıslahı ile farklılaşan glüten yapısı Çölyak Hastalığının başlangıcı oluyor… Ve bugün yediğiniz bu buğdaydan üretilen beyaz un ile türevleri şişmanlamanızın ana nedenlerinin başında geliyor…Birçok konunun uzmanı beyaz un ve türevlerini yasaklıyor… Bugün sizlere glütensiz unlu mamuller öneriliyor. Ülkemize bu buğday 1948-1951 yılları arasında Marshal Planı ile giriyor… Dönemin USA Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, dönemin Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp’e bir mektup yazarak “ Nasıl kendi tohum çalışmanızı yaparsınız???USA’dan neden buğday almıyorsunuz, sizin buğdayınız kalitesiz, bizim buğdayı alın ki halkınız kaliteli ekmek…” yesin der… Ve halkımıza beyaz ekmeği sevdirmek için tekerlemeler yazılır…“Beyaz ekmek canım ekmek, yayında katığa ne gerek…” Ayrıca USA dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir.Biriken mısır stoklarını en iyi tüketmenin yolu mısır özü yağıdır… Yardımın koşullarından biri de USA’dan mısır özü yağı alınmasıdır… Ve nasıl bir rastlantıdır ki ülkemizde ilk margarin fabrikasının kurulması da bu dönemde görülür… SonuçÜlkemizde zeytin tarımı gerilemeye başlıyor. Kimya endüstrisinin ilerlemesi ile Tohum Üretimi tekelleşiyor… Hibrit tohumlar üretiliyor, geliştiriliyor… Bugün dünyada bir elin parmağı kadar tohum üreticisi global firma var… Ve çiftçilerimiz onlardan tarım yapmak için tohum alıyor… Tohumun tek elden üretilmesi için tohumun ekimi, fide olması, ürün vermesi yani tüm aşamaları prosedürüze ediliyor bu firmalar tarafından… Ürünün rekoltesinin artması, ürünlerde böcek mücadelesi ile çürümeyi önleyici tedbirler neticesi sebzeler ve meyveler; ilaçlar, insektisitler, pestisitler ile hormonlarla tanışıyor..Olanlara ek olarak ticari karlılığı artıran, toprağı kısırlaştıran kimyasal gübreler de eklendiğinde bizler artık ne kadar sağlıklı beslenme ürünleri tüketiyoruz… Hep beraber insektisit, pestisit, hormon, gıda katkısı maddeleri olarak kimyasal ajan, antibiotik, mısır şurubu vs içeren yiyecekleri yiyoruz… Aslında “Beslendikçe Hastalanıyor muyuz?...” Vahşi kazanma arzusu ile karlılığı yüksek ürünlerin içeriğini değiştirip reklam endüstrisi ile de sizlere tüketmeniz için pompalıyorlar… Örneğin daha çok kazanma hırsı ile tavuğu hormonla büyütürken keçi ’de aynı işlemi ekonomik olmayacağı için uygulamıyorlar… Bugün en sağlıklı ve organik et; kanaatimce doğal beslendiği için keçi eti… Bugün hepimizin kullandığı endüstriyel sütleri üreten ineklerin, en çok tükettiği yem; sanayi tipi pancar küspesi… Kısaca şeker hastası ineklerin sütünü mü içiyoruz… Bu arada antibiyotiğin keşfi ile her geçen gün artan antibiyotik ve diğer ilaçların kullanımı neticesi bozulan bağırsak geçirgenliği ile de hastalanma riskimizi katlıyoruz… Ayrıca bu konularda güvendiğimiz meslek grupları Hekimler ve Diyetisyenler bu filme biraz seyirci kalıyorlar… Araştırdığınızda göreceksiniz ki bu ilim adamlarından Diyetisyenlerin gelişmeleri takip ettikleri mesleki kongrelerinde sponsor olan firmalar; cips ve benzeri asitli şekerli içecek firmaları..Hekimlerin mesleki kongrelerinde sponsorlar ise ilaç kartelleri… Günümüzde beslenme ve diyetler ile ilgili çok kirli bilgi bulunduğundan doğru diye yaptığımız yanlışlar olabileceğini de asla unutmayınız… Araştırın göreceksiniz ki bizim söylemlerimize kaynak olacak bilgileri başta Prof. Dr. Ahmet Aydın, Prof. Dr. Kenan Demirkol, Prof. Dr. Canan Karatay, Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş ve adını sayamadığım birçok konunun uzmanı beslenme ezberinizi farklılaştıracak şekilde ifade ediyor… Biliniz ki Şişmanlığın Tedavisi; multidisipliner bir yaklaşım olup mutlaka hekim, beslenme uzmanı, psikolog ve fiziksel aktivite çözümü üretenlerin aynı masada karar alması ile olabilir… Kısaca çözüm; sağlıklı beslenme ile fiziksel aktivite birlikteliğinde yapılan antiaging uygulamaları ve Sağlıklı Beslenme-Yaşam Bilinci… Sloganımız; “Sağlıklı Beslen & Sağlıklı Yaşa & Genç Kal….” Unutmayınız…“Tok iken yemek yiyen mezarını dişi ile kazır.” Dr. Feza Şen Sağlık Dünyası Obesite& Sağlıklı Beslenme Danışmanlık Merkezi Proje Koordinatörü 0 532 277 88 27 Mail: fezasen@megamed.org Kaynak: www.saglikdünyasi.com.tr

Dr. Feza Şen
@email