BİGTAY Aşağıdemirci Çakırbelen Ormanlarında!...

02.03.2025 20:19
/haberresim\d6cac6f6-43cc-4c0e-acf2-3593d28d016b_2.03.2025.jpg

Birinci cemrenin havaya düşmesiyle biraz ısınan havalardan sonra 26-27 Şubatta suya düşmesi ile birlikte dünyada sular ısınmaya başladı. Antik Roma'da Roma Savaş Tanrısı "Martius" olan martta toprağa düşecek olan cemre ortalığı epeyce ısıtacağa benziyor. Kış ile İlkbahar arasındaki geçiş zamanı olan Mart ayı dert ayı derler eskiler. "Mart kapıya baktırır, kazma kürek yaktırır" sözü ne derece doğru göreceğiz önümüzdeki günlerde. Ocak ve şubat aylarında Biga'da pek görülmeyen yağışları mart ayında görebilecek miyiz zaman gösterecek. Ramazan Ayı Mart ayı ile birlikte başladı bu yıl. 2 Mart Dünya Eski Eşyalar Günü aynı zamanda. Geçmişe ait eşyalara ve onların değerine odaklanmayı amaçlar. Paranın alım gücünün azaldığı günümüzde eski eşyaların ne kadar değerli olduğu daha da belirginleşmiştir. Eski eşyalar, geçmiş anılara, kültürel mirasa ve önceki nesillerin yaşam tarzına bir pencere açar. Bu özel gün, insanları eski eşyaları değerlendirmeye, onları korumaya ve yeniden kullanmaya teşvik eder. Aynı zamanda, Dünya Eski Eşyalar Günü, sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm konularında farkındalık yaratır. Eski eşyaları yeniden kullanarak çevresel etkimizi azaltabilir ve atık miktarını azaltabiliriz. Bu özel gün, eski eşyaların hikayelerini keşfetmeye teşvik eder ve geçmişle bağlantı kurarak kültürel mirasımızı ve kişisel anılarımızı değerlendirebiliriz. 1-7 Mart Yeşilay Haftası, aynı zamanda deprem haftası. Önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan ve tütün, alkol, uyuşturucu madde, teknoloji, kumar vb. bağımlılıklarla mücadeleyi içeren Yeşilay haftası ile birlikte deprem bilincinin oluşturulması ve depremlere karşı daima hazırlıklı olunması da çok önemlidir. Ramazan ayının bereketi, eski eşyaların yeniden kullanılabilirliği, geri dönüşüm dolayısı ile çevre için önemi, toplum sağlığı açısından tütün, alkol, uyuşturucu, kumar vb bağımlılıklardan kurtulmanın, depreme karşı bilinçli olmanın gerekli tedbirlerin gündeme getirilerek geleceğe umutla bakmak konusunda farkındalık oluşturmanın önemli olduğu 2 Mart Pazar günü farklı mesleklerden, farklı yaş gruplarından aynı amaçla bir araya gelen grubumuz BİGTAY Aşağıdemirci Köyü'ne çevirdi rotayı. Günler uzamaya başladı cemrelerin düşmeye başlaması ile birlikte. Hava sıcaklığı nerede ise sıfıra yakın. Sislerin arasında burnumuzun ucu üşüyerek yürüdük. Köşklübağ BİM Marketin yanında yer alan budanmaktan kurtulabilen çınar, karşısındaki çocuk parkında kesilmekten kurtulan kalın gövdeli fıstıkçamı bütün azameti ile gökyüzüne uzanıyor sanki. Güneşin doğuşundan hemen sonra aracımıza binmek üzere buluştuk Biga Belediyesi minibüs durağında. Aracımıza biniyoruz. Kıbrıs Şehitleri caddesindeki muhteşem sokak lambaları henüz sönmemiş. Şirintepe mahallesinde Bandırma yoluna çıkarken aracın koyu film çekilmiş camlarından doğan güneşi yusyuvarlak görüyoruz. Güneş bize yolu gösteriyor adeta. Osmaniye kavşağından sağa sapıyor asfalt yoldan ilerliyoruz. Aşağı demirci Köyü'nün kahvehanenin önünde aracımızdan iniyoruz. Ramazan nedeniyle olsa gerek ortalıkta kimsecikler yok. Sokaklarda in cin top oynuyor. Caminin minaresinin mimarisi dikkatimizden kaçmıyor. Diğer köylerdeki cami minarelerinin yapısından çok farklı. Aşağıdemirci eski kayıtlarda Çerkez Demirci olarak geçmiş. Kafkasya göçmeni Çerkes köyü. Bir de Yukarıdemirci Köyü var bir km kuzey doğusunda. 1980'li yıllarda 270 olan nüfusu birçok köyde olduğu gibi bugün epeyce azalarak 120'ye düşmüş. Yılda 4 kere çıkarılan Dörtmevsim gazetesi varmış. Hazırlanıp yürüyüşe başlıyoruz. Camiyi arkamızda bırakarak gündoğusuna ilerliyoruz. Bir kuyu çıkıyor karşımıza. Kuyunun ağzı kapalı, kovası, kovanın bağlandığı zincir, zinciri indirip kaldıran sırık yok. Sırığın bağlandığı beton ayak yerinde. Hemen ilerisinde kesme taşlardan yapılmış bir çeşme. Çeşmenin muslukları alelade bir musluk. Tarihi çeşmelerde bulunan musluklardan takılmasının daha uygun olacağını düşünerek ilerledik. Köyün içinden geçen derenin paralelinde bir süre yürüdükten sonra önümüze bir köprü çıkıyor. Köprüden karşıya geçerek sağdan kıyıdan dere boyunca yürüyoruz. Biraz sonra bir köprü daha çıkıyor karşımıza bir kısmımız köprüden geçmeyi tercih ederken bir kısmımız da dere içinde yapılmış sedlerin üzerinden geçiyoruz. Sazoba tarafından gelen Elma Derede çok az su var. Dere kenarında şamandıralı geniş bir yalak çıkıyor karşımıza. Yalağın içindeki ağzına kadar dolu su yosunlardan nerede ise gözükmüyor. Ama fotoğraflarımızda güzel bir yansıma sağlamış. Bir grup çınar ağacının bulunduğu alandan sağa giden yola giriyoruz. Çakırbelen mevkii olduğunu öğrendiğimiz alandan ormana dalıyoruz. Genç meşe ağaçlarından oluşuyor orman. Yol üzerinde Akyıldız çiçekleri tomurcuklarını çıkarmış açılmaya hazır. Güneşi arkamıza alarak genç meşelerin arasında ilerliyoruz. Uzun yıllar önce açıldığı zamanla hiç kullanılmadığı üzerindeki çalılardan belli olan patika boyunca yürüyoruz. Meşeler henüz yapraksız. Bazı meşelerin üzerine orman sarmaşığı sarılmış. Alt tabakada bol miktarda sert dikenli yapraklı tavşan memesi var. Meşelerin arasında gürgen karışmış. İnce dallı gürgen ağaçlarının altında karaçalı çıkıyor iki de bir önümüze. Giysilerimize takılarak bizi yoldan alıkoymaya uğraşıyor ama biz yürümekte kararlı olduğumuz için başaramıyor bazılarımızın giysilerinde takıldığı yeri yırtsa da. Ayaklarımızın altında sonbahardan sonra dökülen ve henüz çürüyemeyen ağaç ve ağaççıkların yaprakları yumuşak bir doku oluşturmuş. Meşe ormanının alt tabakasında bol miktarda katırtırnağı var. Nisan ayından sonra sarı ve keskin kokulu çiçek açacak olan katırtırnağını hayal ederek tırmandık önümüze çıkan yokuşu. Bazen yukarı tırmanarak bazen düzde yürüyerek bazen de inişe geçerek Çakırbelen Sırtına ulaşıyoruz. Kesim artıklarından ve ağaçların seyrekliğinden bakım yapıldığı anlaşılan alanlardan geçerek Şirinköy Sazoba köy yoluna çıkıyoruz. Yol üzerinde kesilmiş gelişigüzel yığınlanmış odunların üzerine oturuyoruz. Sol tarafımızdaki tarlalardan çıkarılan odunlardan temizlenen yere güneş enerjisinden elektirik üretmek üzere GES yapılacağını anlatıyoruz. Üretilen elektriğin ulusal elektrik hattına ulaştırılmak üzere orman alanından izin istendiğini, ormanlara zarar vermeden geçmesini sağlamak üzere açık alanlardan yeraltından geçirilmek şartı ile izin verildiğini anlatıyoruz. Orman patikalarından genç meşelerin arasından yürümeye devam ediyoruz. Karanlıkdere mevkiinde iğrenç bir koku bizi karşılıyor. Leş olduğunu düşündüğümüz yerden ilerlerken önümüze çöplük haline getirilmiş bir alan çıkıyor. İnsanların umursamadan doğayı kirletmelerine anlam vermek mümkün olmadığını düşünerek burnumuzu tıkayarak ilerliyoruz. Ova mevkiinde koyu yeşil renk almış bir buğday tarlasına çıkıyoruz. Tarla kenarından ilerleyerek aşağıya köye doğru yürüyoruz. Dere kenarlarında tarla içlerinde kalın gövdeli uzun boylu dişbudak ağaçları grup halinde önümüzü kesiyor. Hava sıcaklığı epeyce yükseldi. Sabahın ayazının yerini güneşin yakıcı sıcaklığı aldı. Ekili tarlaların kenarından ekilmemiş tarlaların ortasından yürüyerek köye doğru yaklaşırken bir çiftlikte meraklı gözlerle bize bakan ineklere rastlıyoruz. Hep birlikte bize doğru hızla gelen ineklerle fotoğraf çektiriyoruz. Çiftliğin kenarından çiftlikten çıkan hayvan dışkısının toplandığı dereciğin kokusunu içimize çekerek asfalta çıkıyoruz. Seyrek evlerin bulunduğu alanda tek tük kalın çaplı yüksek dişbudak ağaçları dikkatlerden kaçmıyor. Bir hayrat çeşme karşılıyor köye girerken bizi. Çeşmenin üzerinde toprak bir testi yatırılmış. Bir fıstıkçamı bütün heybeti ile ben buradayım diyor sanki. Ağaç iskelet arasında toprak sıvanarak yapılmış bir ahır dikkatimizi çekiyor. Köpek olabileceği korkusu ile yavaş yavaş yaklaşıyoruz kapısına. Elimizdeki sopalarda tetikte yürüyerek etrafı kolaçan ettikten sonra içeri dalıyoruz. Saman balyaları dolu değişik mimarili ahırda. Eski evlerin giriş kapları geniş ve ahşap. Birçoğu terkedilmiş halde. Yeni evler ise bakımlı. Bazılarının giriş kapısında Dereköy'de gördüğümüz sülale ismi yazan tabelalar mevcut. Kahvehanenin yanına geldiğimizde bir tabela dikkatimizden kaçmıyor. "Kadının fendi" Kadınlar kahvesi olduğunu düşünüyoruz. Bitişiğindeki erkekler kahvesinde de kimsecikler yok. Kenarda bahçe duvarının dibinde taştan oyma bir dibek var. Eskiden keşkek dövülen bu dibek diğer köylerde olduğu gibi içine toprak doldurulmuş bekliyor. Mevsim çiçeklerine ev yataklık yaptığını düşünüyoruz. Kahvehanenin arkasında ıhlamur ve dut ağaçlarının bulunduğu bahçede beton büzlerin üzerine değirmen taşından yapılmış birkaç maşa gözümüzden kaçmıyor. Eski Eşyalar gününde eskiden su değirmenlerinde buğday öğüterek insanları besleyen değirmen taşlarının bir kenarda atıl durmaktansa kahvehanede masa olarak insanlara hizmet vermeye devam etiğini görmek bizi ziyadesi ile mutlu etti. Sabahın ayazında yağışsız bir bahar gününde başladığımız yürüyüşümüzü parlak güneşin ısıttığı saatte bitiriyoruz. Aşağıdemirci Köyü'nden kimsecikleri göremediğimiz için de biraz buruk ayrılıyoruz.


Konuk Yazarlar

Etkinlik Takvimi

İletişim Bilgileri

Biga Tanıtımı