21 Mart Dünya Ormancılık Günü, 22 Mart Dünya Su Günü, 23 Mart Pazar Dünya Meteoroloji Günü. Bu hafta ısınan dünya açısından çok önemli bir hafta. Ormanlar, su ve meteoroloji. İklim aylardan binlerce hatta milyonlarca yıla kadar uzanan uzun bir zaman diliminde belirli bir yer için ortalama hava koşullarına denir. Dünya Meteoroloji Teşkilatı iklimi belirlemek için 30 yıllık bir dönemi kullanır. Küresel su kriziyle mücadele etmek için harekete geçmek, doğru ve bilinçli kullanılmasına teşvik etmek, su sorunlarını anlamak ve küresel ısınma ve suyun dikkatsizce tüketimine ve diğer negatif etkenlere karşı ilgi çekmek amacıyla kutlanıyor. Su hayattır. 2025 nerede ise 3 ay dolmak üzere. Ocak ve şubat ayında yeterince yaşayamadığımız yağışı dert ayında da göremedik. "Mart kapıya baktırır kazma kürek yaktırır" sözünü geçen hafta yaşamayı düşündürdü meteoroloji uzmanları ama. Birkaç günlük azıcık yağmur, tepeleri beyazlatan kar ve kuru ayazdan başka bir şey hissetmedik Biga'da. Farklı mesleklerden farklı yaş gruplarından aynı amaçla bir araya gelmiş olan yürüyüş grubumuz BİGTAY Gerlengeç ve Bozlar ormanlarında yürümek üzere güneşin bir mızrak boyu yükseldiği vakitte her Pazar buluştuğumuz Belediye durağında aracımıza bindik. Yürüyüş rotamız nerede ise dümdüz olacağından sağlık sorunlarından dolayı uzun zamandır gelemeyen grup arkadaşlarımız da geliyor bu hafta. Güneş erken doğuyor artık. Eskilerin deyimi ile güneşin bir mızrak boyu yükseldiği bir saatte yola çıkıyoruz. Hafta içinde değişik mesleklerde stres altında çalışmak zorunda kalan birçok arkadaşımız çok heyecanlı doğa ile buluşacağı için. Bursa yolundan hızla ilerleyerek Gerlengeç kavşağından döndük. Gerlengeç Köyünün içinden geçerek köyün altında bulunan koruya ulaştık. Ağaçlar henüz yapraklarını çıkarmadı. Ama çevrede yeşillenmeye veya çiçeklenmeye başlamış bitkiler mevcut. 13 ha civarında olan Gerlengeç korusu çoğunluğu dişbudak ağaçlarından oluşan az da olsa saplı meşelerin karıştığı bir orman parçası. Ağaçlar oldukça yaşlı. Arada bir devrilenleri de var etrafta. Taban arazide genellikle yılın belli bir döneminde su altında kalan bu alanlar subasar orman olarak tabir ediliyor. Bir zamanlar bu alanların da subasar olduğunu düşünüyoruz. Küresel ısınma nedeniyle yağışların azalması, tarımsal faaliyetlerin artması ve çeşitlenmesi ile yeraltı sularının aşısı kullanılması nedeniyle bu alanlarda subasar özellik kalmamış nerede ise. Kış kuraklığı da eklenince sadece çukur alanlarda su kalmış maalesef. Dişbudak ağaçların arasında sincaplar gibi yürüyerek ilerliyoruz. Başlangıçta atılmış çöpler canımızı sıkıyor. Hemen girişte köyün fosseptik çukuru olduğunu tahmin ettiğimiz bir yapı gözümüzden kaçmıyor. Biraz ilerledikçe orman içinde açılmış bazı kanallarda pis suların aktığını görüntü ve kokusundan anlıyoruz. Ağaçların altı çayırlık olmuş adeta. Yeşil çimenleri arasında çiçek açmış olan çayır güzelleri sabah çiğinin etkisi ile olsa gerek beyaz papatyaya benzeyen çiçeklerini kapatmış. Önceki gelişimizde bembeyaz gözüken çayır güzelleri bu kez pek cazip gözükmüyor. Zaman zaman devrilen ağaçların etkisi ile bazı alanların boşaldığı dikkatlerden kaçmıyor. Bir ağacın devrildiğini görüyoruz. Hepimiz ağacın yatan gövdesi üzerinde diziliyor ve anı ölümsüzleştiriyoruz. Ormanın alt tabakasında yaban ayvası, çakal eriği vb çalıları gözden kaçmıyor. Çakal eriklerinin bembeyaz çiçekleri muhteşem. Tahminen bir km kadar süren yürüyüşümüzü başladığımız yerde bitiriyor tekrar aracımıza binerek yolumuza devam ediyoruz. Toplulaştırma çalışmaları ile düzenli hale gelen bitek Gerlengeç ovasından Kumkent'edoğru bir süre ilerledikten sonra sola dönüp Bozlaraltı'na doğru ilerliyoruz. Bir grup fıstıkçamının yanında araçtan iniyor. Tekrar yürümeye başlıyoruz. Geçen yılın çeltik tavalarının arasından denize doğru giden yolu takip ediyoruz. Çeltik tavalarının kenarlarındaki setlerden Arapdede Dişbudak ormanına dalıyoruz. Geçmişte büyük ağaçların bulunduğunu genç dişbudakların köklerinden anlıyoruz. Çok boylu olmayan dişbudak ağaçlarında henüz yaprak veya çiçek göremiyoruz. Kurak geçen kışın etkisi ile olsa gerek tabanda hiç su yok. Kışın yaprağını döktükleri için kuru gibi duran ağaçların arasından yürüyerek bir açıklığa ulaşıyoruz. Zemin biraz ıslak ama buna rağmen atıyoruz kendimizi yerlere. Bulunduğumuz yerden itibaren çayır otları sazlarla kaplı arazi. Dron kaldırıyoruz. Çektiğimiz fotoğraflardan ara ara gölcüklerin bulunduğunu görüyoruz fotoğraflardan. Bir süre sessizliğe bürünüp doğayı dinliyoruz. Doğanın sesi bize huzur veriyor. Bulunduğumuz alanın “Yat Üretimi İhtisas Serbest Bölgesi” ilan edildiğini hatırlatıyoruz. Kıyı ekosistemi açısından önemli olan bu alanların sanayi bölgesi olması ne derece doğru tartışılır tabi. Mera vasfında olan bu alanların hayvancılık açısından korunmasında fayda olduğu kanaatindayım. Bozlar Köyü hudutlarında bulunan bu alanda yer yer hayvancılık yapan köylüleri görüyoruz. Moladan sonra yürüyüşümüze karaçalıların arasından geçerek dişbudakların arasına dalıyoruz. Sular çekilmiş. Önümüze beyaz çiçekli bitkiler çıkıyor. Önce kardelen sandığım bitkilerin göl soğanı olduğunu farkedince heyecanlanıyorum. Arkadaşlara anlatıyor üzerine basmamaları konusunda uyarıyorum. "Göl soğanı (Leucojum aestivum) sulak alanlarda yetişen endemik bir bitkidir. Trakya, Kuzey Anadolu, Beyşehir çevresinde doğal olarak yetişir. IUCN’ye göre "Düşük Riskli" statüsünde olsa da yapılan bilimsel çalışmalara göre, aşırı otlatma ve bilinçsiz arazi kullanımı nedeniyle habitat kaybı yaşamakta ve genetik erozyona uğramaktadır. Koruma amacıyla ihracatı kotaya tabi tutulmuştur. Neslini korumak için sürdürülebilir toplama, habitat koruma ve in-vitro çoğaltma çalışmaları yapılmalıdır. Alzheimer hastalığı tedavisi ilaç yapımında kullanılan bir bitki türü. Göl soğanı içermiş olduğu amarylldaceae alkoloidleri (galanthamine, tazettin, likorein) sayesinde tıpta alzheimer ve çocuk felci gibi sinir sistemini etkileyen hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Göl soğanının doğadan toplanarak ihracatı yapılmaktadır. Yıllık ihracatı 4.000.000 adettir. İhracatın bir kısmı Bulgaristan'a yapılmaktadır. Bu ülkede bulunan alkoloid fabrikasında işlenen soğanlardan ilaç elde edilmektedir. Nisan aylarında açıp bir ay kadar çiçekli kalır." Diyor kaynaklar. Kısa boylu genç dişbudak ağaçlarının arasından yürüyerek ilerlerken arada bir boşluklara çıkıyoruz ama her boşluk civarında karaçalılar önümüzü kesiyor. Boşluklarda bizi gölcükler karşılıyor. Tarımsal faaliyetlerin düzgün bir şekilde yürütülebilmesi için dereler genişletilerek sular toplanmış. Gölcükler ve kanalları dolduran suyun yüzeyini ak yağlıçanak Ranunculus peltatus subsp. fucoides (Freyn) Muñoz Garm. kapatmış. Minicik çiçeği ile görüntü muhteşem. Ormandan çıkıp tekrar Yat Üretimi İhtisas Serbest Bölgesi ilan edilen alana geliyoruz. Su altında olması gerektiğini düşündüğümüz alanda ayakkabılarımız bile ıslanmadan yürüyoruz. Ağaçlar seyreliyor. Gruplar halinde ağaçların arasında geniş boşluklarda çayırlıklar, sazlıklar, çalılıklar arasında yürüyoruz. Arada bir kalın saplı meşe ağaçları, karaağaçlar çıkıyor önümüze. Denizin kenarında basit ağaçlarda ve sazlardan yapılmış barakalar görüyoruz. Sağa sola yayılmış koyunları koruyan 5-6 iri beyaz köpek havlayarak bir süre bize doğru koşturduktan sonra sakinleyip bekleyişe geçiyorlar. Uzağından denize doğru ilerliyoruz. Kumların üzerinde minik çiçekli bazı bitkilerin üzerine basarak denize ulaşıyoruz. Alabildiğine uzanan denizin dalga sesi huzur veriyor insana. Islak kumların üzerine seriliyor ve denizin dalgasının çıkardığı ezgileri dinliyoruz bir süre. Hayvan barakalarının arkasından dolanıp Bozlar yönüne yürümeye başlıyoruz. Bir vatandaş motosikletle kesiyor yolumuzu. Bozlar köyünden olan vatandaş hayvanların sahibi. Vatandaş Arnavut olduğunu, köye ilk dedelerinin geldiğini, köyü onları kurduğunu anlatıyor. Köyün ilk kurulduğu yerin biraz ileride olduğu, köylülerin uzakta görülen boylu ağaçların bulunduğu yerde çok büyük dişbudakların olduğunu ve top ağaçlar diye adlandırıldığını büyük köy hayırlarının Arap dede adına burada yapıldığını anlatıyor. Zaman içinde ağaçların kesildiğini köyün sivrisinek ve sıtma yüzünden yukarılara taşındığından bahsediyor. Son zamanlarda dışarıdan ithal edilen mısır tohumları ile gelen bir böceğin buradaki ağaçları kuruttuğunu da ekliyor. Bozlar topraklarının çok verimli olduğunu, bu topraklarda bir yılda 13 ayda üç ürün aldıklarını ekliyor. Karpuz başta buğday mısırı 13 ayda ambara soktuğunu söylüyor. Son zamanlarda kivi dikildiğini ancak bakılmadığını ilave ediyor. Trabzon hurmasının da haylazların da yetiştirebileceğini anlatıyor. Bu kadar verimli topraklarda sanayi kurulmasını doğru bulmadığını anlatıyor vatandaş. Vatandaşı hayvanları ile başbaşa bırakıyor yolumuza devam ediyoruz. Köyden denize doğru gelen su kanalının kenarından yeni sürülmüş çeltik tavalarını takip ederek buğday tarlalarına giriyoruz. Köye yakın bir yerde seyrek meşelerden oluşan ormanlık alana giriyoruz. Mera vasfındaki açık alanlarda yoğun bir şekilde Hıdırellez kamçısı kapatmış durumda. Hayvanların yemediği bu bitki meranın kalitesini de düşürüyor. Seyrek meşeler ve yoğun Hıdırellez kamçısının arasında köye doğru uzanan yolu takip ederek Yeniköy'e ulaştık. 1985 de 597 olan köyün nüfusu 2024'de 440'a düşmüş. Biga'nın birçok köyünde nerede ise üçte biri kalırken Bozlarda %26 azalmış. Bitek topraklarında tarımsal faaliyetlerin en iyi şekilde yapılmaya çalışıldığı meydanlarda bulunan tarım aletleri, sulama boruları, domates yükleme tesisleri, kantardan anlaşılıyor. 1625 yılında Yörük göçerler tarafından kurulmuş olup, deniz kenarı başta olmak üzere çeşitli yer değişiklikleri sonrası susuzluk ve sivrisinek kaynaklı sıtma hastalığı yüzünden bugünkü yerine geldiği, ilk zamanlar Yeniköy olarak adlandırılan köy sonradan Bozlar adını aldığı söyleniyor. Köye 1900’lü yılların başında Arnavut aileler, 1940’lı yıllarda ise Bulgaristan’dan muhacir aileler yerleşmişler. Köyün kenarında bulunan kahvehanede bir süre dinlendikten sonra Gerlengeç dişbudak ormanlarında başlayan, bozlar Arapdede Ormanı'nda, meralar ve ekili tarlalarda devam eden yürüyüşümüz Bozlar köyünde sona erdi. Aracımıza binerek Biga'ya yollandık.