BİGTAY susuzluğun rotasında!...

28.12.2025 19:37
/haberresim\1a26490f-dbb4-4c64-a6ea-eca56deb94b7_28.12.2025.jpg

"Çatlayan dudaklara Sararan yapraklara Kuruyan topraklara Yağdır mevlam su …" Su deyince aklımıza doğrudan susuzluk gelir oldu. Birkaç yıldan beri susuzluktan bahseder olduk. Neden? Çünkü 60 bin nüfuslu Biga'nın birçok yerine su çıkmadı. Bu kadar yıldır hiç susuzluk yaşamamış Biga'da ne oldu ki su yetmez oldu. Eldeki suyun da eşit bir şekilde dağıtımı yapılamadı. Öncelikle Belediye yetkilileri yeni su kaynakları arama yoluna gitti. Kimi zaman çubukla aradı, kimi zaman jeoloji mühendislerine arattırdı, ama bulunan sular sorunu çözmeye yetmedi. Sorun sadece Belediyeyi değil herkesi ilgilendiriyordu. Devletin başta DSİ olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, siyasetçileri, bürokratları, sivil toplum örgütlerini, bütün halkı fert fert ilgilendiren bir sorundu su. Doç. Dr Esra ATABAY "Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından Gönüllüyüz Biz Proje Çağrısı kapsamında desteklenen"Gelecek için bugünün suyunu israf etme" başlıklı bir proje hazırladı. Koordinatörlüğünü yaptığı proje kapsamında okullarda su ile ilgili birtakım etkinlikler düzenlenerek farkındalık oluşturulmaya çalışıldı. Üyesi olduğu BİGTAY'ın yürüyüşlerinde değişik zamanlarda çekilmiş bazı dere, göl, barajların su ile dolu olduğu zamanlar ile şu an nerede ise tamamen boşalmış haldeki fotoğraflarından oluşan bir sergi açıldı Biga Atatürk Kültür Merkezinde. Bir uzman tarafından seminer öngörülmüştü proje kapsamında. Araştırıldı. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Doğanay TOLUNAY ile görüşüldü. Projenin bütçesi kısıtlı idi. Sevgili Hocamız hiçbir ücret talep etmeden kabul etti hayati önem taşıyan Susuzluk hakkındaki semineri. Hafta içinde bir güne planlanan seminer hocanın programının yoğun olması nedeni ile mecburen Cumartesi gününe alındı. Tüm toplumu ilgilendiren geleceğimizin büyük sorunu hakkında bilgi vermek önemlidir diyerek İstanbul'dan kalktı Biga'ya geldi. Hocamın değerli bilgilerini dinlemek ve bilginin sanatla buluşarak farkındalık oluşturduğu İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Perde Arkası Tiyatro Kulübü oyuncularının oynadığı "Susuzluğun Sesleri" önemli mesajlar verdi. Sivil toplum Örgütleri, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının yetkilileri, Siyasi Parti Temsilcileri davetiye ile halka ise sosyal medyadan ulaşılmaya çalışıldı. Birkaç daire amiri, birkaç STP Örgüt temsilcisinden başka kimse gelmedi. Özellikle muhtarlarımızın gelmesi beklenirdi bir tane muhtar yoktu maalesef. Bir konserde bütün salon dolmasına rağmen su kıtlığı gibi önemli bir konuda suyun % 70'ini hoyratça kullanan çiftçilerimizden kimse yoktu. Suyu kirleten sanayici yoktu. Suyu evinde akarken musluğu sonuna kadar açıp kullananlar yoktu. Orada bulunan 200 civarında dinleyici zaten herşeyin farkında idi. Hatta bir dinleyici "biz yaz boyunca sıkıntı çekerken yönetenlerin suyu kullananların susuz bırakılmasını istiyorum ki durumun farkına varsın" ifadesini kullandı. Hocamın değerli bilgiler ve çözüm önerileri verdiği seminerden insanların umarsızlığından karamsarlıkla ayrıldık. Projenin en önemli ayaklarından birisi de suyun bitişini yerinde görmek için planlanan halkın katılması istenen yürüyüştü. Yürüyüşü yapmak da yine BİGTAY üyelerine ve duyarlı bazı vatandaşlara ve Biga'da okuyan on civarında öğrenciye düştü. Farklı yaşlardan farklı mesleklerden aynı amaçla bir araya gelmiş yürüyüş grubumuz BİGTAY ve on civarında öğrenci 28 Aralık Pazar günü güneş doğduktan biraz sonra sabahın ayazında Biga Belediyesi otobüs durağında toplandık. Araçlarımıza binerek Akyaprak Köyünün yolunu tuttuk. Akyaprak Köyünün camisinin yanında araçlarımızdan inerek yürüyüşe başladık. Aralığın son günleri olmasına rağmen hava sadece kapalı. Yağış yok. Etraf kuru. Sokaklarda birkaç kişi var. Köylü vatandaşların üretenleri ürettikleri sütleri satış yerine getiriyorlardı. Yüzyıllarca insanların korunmasına yaşamasına olanak veren bazılarında hala hayat belirtileri olan ama bazılarının kısmen yıkılmış evlerin arasından geçerek köyün bitişiğinde bulunan genç meşe ağaçlarının arasından devam eden yolu tuttuk. Aralık ayının sonu olmasına rağmen her yer yemyeşil hala. Sadece ağaçlar eskiyen sararıp solan elbiselerini çıkarıp yeni yeşil elbiselerini giyecekleri günü beklemekteler. Yol boyunca DSİ'nin yapmış olduğu eskimiş açık kanalları ve diğer tesislerinin yanından geçiyoruz. Meşe ağaçlarının yanısıra akçaağaçlar ve diğer ağaç ve çalı türlerini görmek mümkün doğanın biyolojik çeşitlilik haritasında. Yol üzerinde bazı ağaçların çatallarının kesilip alındığına şahit oluyoruz. İçinden geçtiğimiz genç orman ağaç ve çalıların birbirine grift bir şekilde girmiş durumda. Açılmış yolların dışında ağaçların altından yürümek mümkün değil. Bir süre ormanın parçasının içinde yürüdükten sonra Akyaprak Göletine ulaşıyoruz. Göletin suyu nerede ise bitmiş. Dibinde ölü su tabir edilen kısım kalmış. Savağın içinden geçip gövde üzerine çıkıyoruz. Mola vermeyi deniyoruz kuru ayaz rahatsız edici. Daha korunaklı bir yer aramak üzere yolumuza devam ediyoruz. 300 metre civarındaki göletin gövdesi üzerindeki yolu geçtik. Gölet bomboş. Akyaprak Köyü’nün güneydoğusundaki Havdan Deresi üzerine sulama amacıyla yapılmış. 1992 yılında tamamlanan gölette 1,5 milyon metreküp su depolanarak, 3190 dönüm arazi sulanıyormuş dolu iken. Gölet dolduğunda 150 dekar su yüzeyi oluşmakta olup gövde yüksekliği 21,5 m. İmiş. Dolu iken su altında kalan bir yerden ilerliyoruz yürüyerek.Bir dere yatağına varıyoruz. Biraz korunaklı ve güneşli. Kimimiz oturuyor, kimimiz uzanıyor. Kimimiz fotoğraflıyor olan bitenleri. Sırt çantalarımızda getirdiğimiz atıştırmalıkları paylaşıyoruz. Göleti besleyen küçük dereler buralar. Bir damla su yok maalesef. Gölet kenarından yürümeye devam ediyoruz. Üst tarafımızda meşe ve çalı türleri var seyrek de olsa. Soğuksudereyi geçiyoruz, su yok. Dayamadüzü Tepenin göletin içine doğru inen yamacından devam ediyoruz yürüyüşümüze. Göletin suyu çekilen alanları domuz pıtrağı istila etmiş. Paçalarımıza yapışmasınlar diye açık alanları tercih ederek ilerliyoruz. Havdan Köyünden gelen Mandal deresine ulaşıyoruz. Mandal deresinde de bir damla su yok maalesef. Yağışlar yeterli olmazsa seneye gölet dolamayacak ve su bekleyen binlerce dönüm arazide ancak kuru tarım yapılabilecek. Dereyi su olmadığından kolayca geçiyoruz. Bir kalıntıya rastlıyoruz. İyice bakınca değirmenin su oluğu olduğuna kanaat getiriyoruz. Oluğun alt kısmında yarısı toprağa gömülmüş bir değirmen taşı gözüküyor. Değirmenden kalan su oluğu ve değirmentaşı. Bir zamanlar bu derelerde nasıl su akıyorsa değirmenleri çalıştırıyormuş. İnsanlar ektikleri buğdayı, mısırı su değirmenleri sayesinde öğütüyor ve ekmek yapıyormuş. Bugün ise dereden gelen su ile dolan göletin içinde geçiriyor değirmentaşı. Değirmen oluğunu geride bırakıp üstümüzde ağaçların arasından geçen yola yöneliyoruz. Göletin içine doğru uzanan taşlıbayır sırtından burnun ucuna yürüyoruz. Göletin en güzel seyir yeri. Tabi suyun yokluğu çok bariz görünüyor buradan. Bir süre oyalandıktan sonra geri dönüp sırtın arkasındaki dereye geliyoruz. Burada da bir damla su yok. Yolumuza devam ediyoruz. Yine susuz göletin içinden gövdeye doğru yürüyoruz. Gövdenin önünde kalan suya yaklaşıyoruz. Mola veriyoruz. Suyun kenarında üç kaz var. Geziniyorlar. Arkadaşlara saldırıyorlar. Ben ilerliyoruz. Benden kaçıp suyun içine dalıyorlar. Susuz göleti geride bırakıp köyden gölete gelen yolu takip ediyoruz. Akyaprak ile Havdan'ı bağlayan toprak yola çıkıyoruz. Bir süre yürüdükten sonra mezarlığa geliyoruz. Mezarlığın sağındaki patikaya dalıyoruz. Genç ağaç ve çalıların arasında ilerleyen yolu takip ediyor ormanı dinlemek için sessizlik molası veriyoruz. Ortalıkta çıt yok. Yeniden yola koyulup tekrar Havdan yoluna çıkıyoruz. Köye doğru yolu takip ediyoruz. Köyün içine sağdan dalıyoruz. Üreten Köylünün hayvanları karşılıyor bizi. Bir vatandaş çuvalı sırtlamış bir yerlere gidiyor. Köyün girişlinde uzun yalaklı suları akmayan bir çeşme yolumuzu kesiyor. Kenarından geçiyoruz. Bütün ağaçların yaprakları dökülmüş olmasına rağmen yemyeşil bir meşe ağacı adeta mevsimlere meydan okurcasına duruyor karşımızda. Küçük pencereli sıcacık bir hava veren hayat dolu evlerin arasından geçiyoruz. Bazılarında hayat bitmiş kısmen çökmüş buna rağmen direniyor. Sarmaşıklar sarmış etrafını hayatı devam ettiriyor. Aracımızı köyün çıkışına çağırıyoruz. "Akyaprak Köyü Güle Güle " takının altından geçip aracımıza biniyoruz. Ön yüzünde de "Akyaprak Köyüne Hoş Geldiniz yazıyor. Kaldırımbaşı kahvesine geliyor sıcacık çaylarımızı yudumluyoruz. Kaldrımbaşı Köyünün pancar şekeri kullanılarak yapılmış cevizli lokumunu almayı unutmuyor arkadaşlar. Kahve girişinde tazecik marullara da dayanamıyor bazı arkadaşlar. Güler yüzlü köylüleri geride bırakıp Biga'nın yolunu tutuyoruz. Susuzluğu bir nebze de olsa tadan Bigalılar etkinliğimize ilgi göstermese de herkesin yapması gereken birçok tedbir olduğunu öğreniyoruz. Hocamız giderken demişti ki "Ben bir kişiye de anlattım." Bizler de doğanın tadını çıkarırken doğayı kirletenleri, suyu kirletenlerihatırlatmaya devam edeceğiz. "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak." Diyen Kızılderili haklı çıkmadan doğaya sahip çıkalım. Kullandığımız her şeyin su olmadan imal edilemeyeceğinin farkında olalım.


Konuk Yazarlar

Etkinlik Takvimi

İletişim Bilgileri

Biga Tanıtımı