04 Ocak 2026 Pazar. Kış ortası. Kış, Dünya'nın kutup bölgeleri ile Ilıman kuşak bölgelerinde yılın en soğuk mevsimidir diyor kaynaklar. Aralık, Ocak, Şubat olarak öğretildi bize kış ayları buna göre kış ortası. Ama asıl kışın 21 aralıkta başladığını söylüyor iklim bilimciler. Yani kışın başı. Zaten bugüne kadar da kış yüzü görmedik daha. Bugünlerde yağış da yok ama suyla dolan çukurlarda buzlanma olduğunu görüyoruz. Geçmiş yılbaşlarına karla girerdik. Birkaç seneden beri karsız ve yağmursuz giriyoruz maalesef. Yağış geçen yıllara göre %20 civarında azalmış bölgemizde. Hep kar uyarısı verdi meteoroloji ama sadece kuru ayazı ile yetindik şimdilik. 4 Ocak Dünya Braille Günü imiş. Görünce anlam veremedim. Braille körler alfabesi imiş. Braille, görme engelli veya az gören kişilerin parmaklarıyla okuyabildiği kabartmalı noktalardan oluşan bir sistemmiş. Çok şükür ki gözlerimiz var ve biz doğanın güzelliklerini gözümüzle görmek kulağımızla işitmek, elimizle dokunmak, burnumuzla koklamak üzere yine yeniden Tahtalı köye çevirdik beş duyu organımızı. Sabah namazı vakti toplandık Biga Belediyesi otobüs durağında. Yeni arkadaşlarımıza hoş geldiniz, eskileri ile hoşbeşten sonra aracımıza binip çıktık yola. Bahçeli'nin odun ateşinde çayını yudumladık sırt çantamızda getirdiğimiz kahvaltılıklarla. Yola çıktık tekrar Gönen Sarıköy'den dolanacağız Tahtalı Köy'e. Hava kapalı. Gökyüzü kurşuni. Aracımızın camlarındaki filmden dolayı iyice karanlık görüyoruz etrafı. Ön camdan asıl rengini seçebiliyoruz doğanın. Hızla Çanakkale sınırını geçerek Balıkesir iline girdik. Denizkent'ten sonra Tahirova Çiftliğinin içinden geçen Gönen yoluna daldık. Güvercinli Tepenin önünde bulunan Ceneviz köprüsünü solda bırakarak Gönen çayını takip ettik. Sarıköy'den sağa saptık. Gelgeç Köyünü geçtik. Armutlu'yu Geyikli'yi geride bırakarak Tahtalı Çayı'nı takip eden yoludan ilerledik. Dere boyunca gökyüzüne uzanan çınarlar adeta biz buradayız der gibi idi. Ormanın içinden devam eden yolu takip ettik. Yol kenarında bir alanda kesilmiş çınarların çokluğuna şaırdı baız arkadaşlar. Tapulu tarladan kesim olduğunu tahmin ettiğimizi söyleyerek yolumuza devam ettik. Sol tarafta doğanın bağrına saplanmış bir kazma gibi ariyet ocağını görmezden gelemedik. Tahtalı tabelasının arkasındaki iki koca meşeyi selamlayarak minaresiz caminin yanında durdurduk aracımızı. Yürüyüşümüzü tamamlayıp ineceğimiz son nokta Aktaş deresinin başlangıcı Yolindi yolu idi. 3,5 km'lik yol otobüs için uygun olmadığından 60 km yol katetmek zorunda kalmıştık. Sarıköy'ü Biga'ya başlayan en kestirme yol halbuki. Aracın sahibi Sadullah Kaptana bu yolu inmesi halinde çok kısa olacağını tavsiye ederek yürüyüşe başladık. Minaresiz caminin arkasındaki sokağa girdik. Biden fazla dışı tahta kaplı terkedildiği için kısmen çökmüş evlerin yanından geçerken yıkık duvardan evin içindeki bacaları görebiliyoruz. Bir zamanların yaşanmışlıklarını içlerine gömerek sessizce bekliyorlardı tüm duvarlarının yıkılacağı güne kadar. Dar sokaktan Hodul Köyüne giden toprak yola çıkıyoruz. Ormanın içinden tepe üstündeki tarlaya tırmanıyoruz. Tarla otrasında bulunan koca meşeler kesilmiş sadece kütüğü kalmış. Tarladan çıkıp tekrar ormana giriyoruz. Tarla kenarlarındaki ağaçlar tırtıklanmış. Dalları kalmış gövdeleri gitmiş. Genç meşe ağaçlarının arasındayız. Alt tabakada sandal kocayemiş, ağaç fundaları yer almış. İki hafta önce nerede ise yarı yarıya ağaç üzerinde gördüğümüz yapraklardan eser yok. Hepsi dökülmüş ve toprak yüzeyini kapatmış. Uzun zamandır yağış olmadığından kuru yapraklar kabarık duruyor toprak yüzeyinde. Yürürken üzerine basıyoruz yumuşak yumuşak. Bazı tarlalar uzun zamandır kullanılmamış, doğal örtü tarla yüzeyini kapatmış. Yolumuz üzerindeki tarlaların içinde bulunan koca meşeler ayrı bir hava veriyor doğaya. Sırt üzerinden bazen orman giriyoruz bazen Hodul yoluna çıkarak yolumuza devam ediyoruz. Orman içerisinde gövdesi urlarla kaplı ağaçlar dikkatimizden kaçmıyor. Zaman zaman mola veriyor sırt çantalarımızda ki atıştırmalıklarımızı midemize indiriyoruz. Termoslardaki sıcak su ile kimimiz çay yaparak içiyor kimimiz ılık suyla yetiniyor. Kimimiz de termos çayına talim ediyor. Açık alanlara çıktığımızda meteoroloji bülteninde dinlediğimiz rüzgarı hissedebiliyoruz. Ancak hava kuru olduğundan yerler de kuru. Kuru ağaç yapraklarından yapılmış doğal döşeklerin üzerine kuruluyor doğanın tadını çıkarıyoruz. Çok yıllık yeşil bitkiler kuru ağaç yapraklarının arasından yeşil yapraklarını uzatmışlar. Meşe ağaçlarının arasından yürüyüşümüz devam ediyor. Bir anda rotadan çıktığımızı farkediyoruz. Sağa sola dolanıyor cep telefonumuzda bulunan bir programdan Sava Orman İşletme Şefliği amenajman haritasını açıyoruz. Meşe meşçeresindeyiz. İki hafta önce geçtiğimiz Kayın meşceresinin epeyce uzağındayız. Bir sonraki sırt üzerinde bulunan kayın meşceresinden uzaklaşmışız. Etrafta dolanıp tekrar sırt üzerindeki üretim yoluna çıkıyoruz. Haritadan baktığımız kadarı ile Paşakale sırtının üzerindeyiz. Sırt boyunca ilerleyen uzun yıllar kullanılmadığı üzerindeki ağaç ve çalıların büyüklüğünden anlaşılan orman yolunu takip ediyoruz. Kalın çaplı meşe ağaçları üzerindeki sararıp solmuş eskimiş elbiselerini tamanen çıkarıp yolumuza sermişler. Paşakale tepeye gelmeden yol ikiye ayrılıyor. Sağdaki yolu tercih ediyoruz. Yolun sağında solunda meşe ağaçlarının altında yeşil yaprakları ile yola kadar eğilmişler bizi selamlıyorlar. Dalların arasından geçerken eğilip selamlarına karşılık vermek zorunda kalıyoruz. Biraz sonra kocaman pürüzsüz gövdeleri ile kayın ağaçları karşılıyor bizi. Onlarda iki hafta önce üzerinde bulunan sararmış yapraklarını tamamen döküp ayaklarımıza sermişler. Bir tarafı ta tepesine karar uzanan yarık ile karşılıyor kayın ağacının. Tahminimize göre yıldırım çarpması ile oluşan yarık. Buna rağmen ağaç hala ayakta. Herşeye rağmen hayat her canlı için güzel. Şamanist Türklerin en kutsal bildikleri ağaçmış kayın ağacıdır. Kutsal sayıldığı için de “Bay Kayın” denilen bu ağaç, bütün şaman ayinlerinde yer almış. Ağaç motifi olan kayın, Altaylarda şaman ayinlerinde, doğum, düğün ve bayramlarda önemli unsurmuş ataların hayatları bu ağaçla bağlanırdı. Toprağın ruhunun da kayın ağacında olduğuna inanmışlar. Kayın, Tanrı'yla kulu arasında ilahi bir köprü gibi düşünülmüş. Şorlar da dağ ve su ruhlarının şerefine yaptıkları ayinleri, kayının altında gerçekleştirirlermiş. Rivayetlere göre Türk kültüründe en makbul ağaçlardan biri olarak kabul edilen “kayın ağacı”, Tanrıça Umay eliyle yeryüzüne geldiğine inanılır, aynı zamanda hayat ağacı olarak algılanmış, hayatın başlangıcı ve kader düşüncesinin temelinde yer almıştır. Türkler kurban merasimlerinden sonra kayın ağacı dikerler, böylece kutlu ormanlar meydana getirirlerdi ki, esasında onlar birtakım ihtiyaçlarının ileride tedariki için kendilerine lazımdı. Kayın ağacının bulunduğu yerde insanlara rahatlık hissi gelmekte, insanlar iyileşmekte ve iyiliğe yönelmektedir. Türklere göre kayın ağacında anaların kutu vardır. Bu yüzdendir ki kayın ağacı kesmek yasaktır. Davullar, tokmaklar, asalar, külahlar ve tabak-çanak gibi eşyalarını kayın ağacından yapmışlardır. Ayrıca günlük hayatlarında kullandıkları oklar, yaylar, semerler, eyerler, yay kılıfları, yemek kapları, çadır direkleri de kayın ağacından yapılmıştır (Selçuk, 2019: 131). Kayınların arasından dökülen yapraklarının üzerinden keyifle yürürken doğadaki keyfimize diyecek yok. Molalarda ağaçlara sarılıyoruz. Bazı kaynaklar insanın "ağaca sarıldığı zaman, stresten arındığını, olumlu bir ruh haline büründüğünü, kendine güvende, değer bulmuş ve onaylanmış hissettiğinden, sarılmak bu harika enerji akışını hissetmenin neredeyse tek yolu olduğundan bahseder. Ben şahsen ağaca sarılmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Birden yol bitiyor. Ancak ağaçların altı temiz. Yamaç dik. Bazı yaban hayvanlarının takip ettiği patikaları takip ediyoruz. Yavaş yavaş sağ tarafımızdaki dereye doğru ineceğiz. Kayınlar bitiyor meşe başlıyor. Yamaç üzerinde güneşi görebilmek için ağaçlar epeyce uzamışlar adeta gökyüzüne açılmışlar. Alt tabakada yer alan kocayemiş çalıları boylanmış ve kalınlaşmış. Meşe ağaçlarının arasında güneşi görebilmek için bir sağa bir sola uzanarak adeta dans etmişler. Eğri büğrü gövdelerinin arasında tutunarak aşağıya doğru inmeye çalışıyoruz. Orman içerisinde devrilmiş çürümeye yüz tutmuş ağaçlara da rastlıyoruz. Ağaçların üzerinde kav mantarları dikkatlerden kaçmıyor. Arkadaşlar zorluğa rağmen mutlulukları gözlerinden okunuyor. Adeta orman banyosunun içindeyiz. Yamaç üzerinde arada bir mola veriyoruz. Aşağı doğru inerken birden önümüze yıllar önce açılmış uzun süredir kullanılmadığı her halinden belli üretim yolu çıkıyor. Yol boyunca yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Meşe ağaçlarının altı temiz. Çalı tabakası yok. Bir süre yürüdükten sonra yol bitiyor. Geride bıraktığımız dere yatağına dönüyoruz. Dere yatağının her yeri ağaçlardan dökülen yapraklarla dolmuş. Dere içinden kurumuş yaprakların üstüne basa basa düşe kalka adeta kaydırakta kayar gibi aşağıya iniyoruz. Çocuk ruhumuz birden ortaya çıkıyor. He yaştan insan birden çocuklaşıyor. Kahkahalar, gülücükler ağaçların arasından gökyüzüne ulaşıyor. Yaprak kaydırağı baya uzun. Düşe kalka yuvarlana Çerkez derenin yatağına kadar iniyoruz. Ferdi Tayur'un; "Ah bir çocuk olsaydım Parklarda oynasaydım Dertten kederden uzak Arkadaşlar bulsaydım Ah bir çocuk olsaydım Ama bir daha çocuk olunmuyor ki Geriye dönülmüyor ki Bir daha çocuk olunmuyor ki Bu şarkılarda kalır hep" demiş ya. Biz koca doğayı bir park yaparak dertten kederden uzaklaştık. Huzur bulduk. Derdi kederi gökyüzüne fırlatıp mutluluğu içimize çekerek dereye ulaştık. Gökyüzü bile bizim mutluluğumuza gözyaşları ile karşılık verdi. Yağmur damlaları hızlanınca biz de çok sevindik yağmur yağıyor diye. Ancak fazla uzun sürmedi sevincimiz. Yaprakların arasında değişik eğrelti otları, geniş yaprakları ile kaldirik otları ayrı bir güzellik katmış doğaya. Gelecek yağmurların umudu ile dere boyunca yürüyerek Tahtalı yol kavşağına Yolindi yoluna indik. Aracımıza binerek Biga'nın yolunu tuttuk. Solumuzda kalan Taşoluk barajının dibinde dere şeklinde akan suyunu bir süre takip ettik. Gövde kısmında bir miktar su var sadece. Yağışların bir an önce gelerek baraj ve göletleri doldurması temennisi ile Biga'ya ulaştık.