BİGTAY KOZÇEŞME'DE…

09.02.2026 12:48
/haberresim\dc0315e4-592f-4693-ab23-74365b6de61f_9.02.2026.jpg

8 Şubat 2026 Pazar. Kurak geçen ocak ayından sonra nerede ise hiç durmayan devamlı sulu hava gölet ve barajlarda su konusunda ümit verdi. Biga'da bazı göletler su ile tam dolu hale gelirken barajların durumu pek iç açıcı değil. Meteoroloji uzmanları Elnino'nun Trakya ve Marmara üzerinden Türkiye'ye gireceğini, Marmara genelinde yoğun kar yağacağını kısaca olumsuz havanın etkin olacağını bildiriyor. 8 Şubat'ta geçmişte bazı olaylar olmuş. 1870 tarihinde kız öğretmen okulu (Dârü'l-Muallimât) 32 kız öğrenci ile öğretime açılmış. 8 Şubat aynı zamanda "Dünya Gülme ve Mutlu Olma Günü" olarak kutlanmış bugüne kadar. Gülmenin ve neşenin hayatımıza zenginlik kattığını vurgulamak amacıyla kutlanıyormuş fakat kimsenin haberi yok maalesef. Gülme, stresi azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve genel olarak yaşam kalitesini artırır bilim adamlarına göre. “Bir kahkaha, bir kilo pirzolaya bedeldir” sözü bilimsel olarak da doğrulanmış. Gülmenin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığa ilaç gibi geldiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Derya Uludüz ''Özellikle beyin ve kalp sağlığınız için yüzünüzden tebessümü eksik etmeyin'' demiş kaynaklarda yazdığına göre. Farklı mesleklerden farklı yaşlarda farklı yeteneklere sahip insanları aynı amaçla bir araya gelen BİGTAY sağlıklı yaşamanın sağlığı korumanın en önemli yolunun doğa ile iç içe olmak, yürümek, tebessümü yüzünden eksik etmemek olduğuna inanarak rotayı Kozçeşme Köyüne çevirdi bu Pazar. Her Pazar aynı yere gitse de farklı rotayı takip eden yürüyüşe Kozçeşmeden başlamak üzere sabahın nurunda her zamanki gibi Belediye otobüs durağında toplanmak üzere evimizden çıktık. Alaca karanlıkta bazı kuşların kulağa hoş gelen seslerin eşliğinde komşunun bahçesinden yola sarkmış mersin ağacının olgunlaşmış meyvelerinden ağzıma attım. Mersinin hoş kokusu ağzımda yayıldı. Biga'da doğal olarak Karabiga Mersinli koyda bulunan mersin çalısı siyah renkli meyvesi ile komşunun bahçesinde meyve vermeye başlamış. Bir başka sokakta da krem renkli olanının meyveli çalısını görmüştüm. Selamlaşmadan sonra aracımıza binerek yolumuza devam ettik. Biga Çanakkale Karayolundan devam ederek Ağaköy'den eski Biga Çanakkale yoluna döndük. Pekmezli köyünün içinden devam ederek eski Karantı nahiyesinden geçtik. Pekmezli ve Karantı'nın eski okullarının taş duvarlarının ne kadar estetik olduğunu, köy okullarının kapanması ile boş yattığını eleştirdik. Selvi Köyünün sağımızda bırakıp Kozçeşme'ye ulaştık. KOZDAĞ (Kozçeşme Doğa Sporları Kamp Karavan Motor ve Bisiklet Sevdalıları) başkanı Ayhan Nihat UBAY bizi sevgi ile karşıladı. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen bazı vatandaşlar da kahvede idi. Kış ortasında olmamıza rağmen hava çok da soğuk değildi. Henüz yeni ağarmaya başlayan gökyüzünde karabulutlar vardı. Tek tük atan yağmur damlaları yağmurun habercisiydi sanki. Yanan sobanın ısısı kahvehaneyi sıcacık yapmıştı. Masalara dağıldık ve sıcacık çaylarımızı yudumlarken yanımızda getirdiğimiz kahvaltılıkları da midemize indirdik. . 1877 Bulgaristan’ın Şumnu-Razgrat kasabası Karaveliler ile diğer komşu köylerden anavatana göç eden vatandaşlar yer arayışında imiş. O tarihlerde çevrede sadece Hisarlı Köyü, Pekmezli Köyü ve Danişment Köyü bulunmakta imiş. Köylüler muhacirler gelip yerleşecek diye su kaynaklarını ya söylemezler veya bir şekilde kapatırlarmış. Önceden keşif için gelen Molla Hasan ve Bacak Kadir iki yıl Eskibalıklı Köyünde kaldıktan sonra Hisarlı Köyünden Çakır Ağa’nın çobanından bugünkü Belde meydanındaki çeşmenin yerini öğrenirler. O zaman çeşmenin etrafında böğürtlenler ve koz ağaçları (ceviz ağacı) vardır. Daha sonra Bulgaristan’daki yakınlarına haber göndererek 60 hane olarak gelirler. Belde’nin yeri o gün Sarıca Köyü’nden Gemici Oğulları’na aittir. Yerleşim yerinin bedeli Gemici Oğullarına ürünlerini hasat ederek (yani orak biçerek) ödenir. Burada bol ceviz olup sulak yer olduğundan Kozçeşme ismi verilmiştir. Kozlar, Kozalan da denildiği olmuştur. Son olarak KOZÇEŞME olarak kalmıştır. Köyün içinde bulunan çeşmenin zaman içerisinde kaynağı kuruduğundan suyu da akmaz olmuş. Kozçeşme; Karabiga ve Gümüşçay’dan sonra Biga’nın üçüncü beldesi olarak 9 Aralık 1973 tarihinde belediye statüsü alarak beldeye dönüşen kasabanın belediye statüsü, nüfusunun 2000 kişinin altına düşmesi üzerine 2013 yılında sona erdi. Köy, Biga ilçe merkezine 25 km uzaklıktadır. Kozçeşme, Biga-Lapseki arasında bulunan il kara yolu üzerinde bulunmaktadır. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra yörenin taşlarından özel işçilikle inşa edilen caminin yanından yürüyüşe başladık. Köşeyi döner dinmez Belediyelik döneminden kalan cenaze arabası bizi karşılıyor. Yöre taşlarından veya pişmiş kilden yapılmış kırmızı tuğla duvarlı evlerin arasından ilerliyoruz. Günümüze uyarlanmış binalar da az değil. Köy yaşamının vazgeçilmez tarım aletleri öteye beriye bırakılmış hizmet vereceği zamanı bekliyor. Evlerin avlularından hayvanlar biz buradayız der gibiler. Bir badem ağacı acele davranıp çiçeklerini açmış. Mezarlığın yanına geliyoruz. Kapısı yeni yapılmış. İlginç bir olay anlatıyor Ayhan Bey. Bir genç parasızlıktan intihar ediyor. Onun mezarını kazarken hazine buluyorlar. Mezarlığı geride bırakıp Dedetepe'ye yöneliyoruz. Dedetepe'de köyün su deposu var. Tepenin bir yüzü yıllar önce köylü tarafından fıstıkçamı ile ağaçlandırılmış. Bir tarafı doğal bitki örtüsü ile kaplı. Çok seyrek meşe var. Ama akçakesme ağaç haline gelmiş çap ve boy olarak. Biraz sonra nedenini anlıyoruz. Tepe üstünde bir mezar var. Dede mezarı kabul edilen bu alanda ağaç ve çalılar kesilmemiş. Bir inanışa göre mezarlık ağaçları kesilmez. Kesildiğinde uğursuzluk getirildiğine inanılır. Dolayısı ile buradaki ağaçlar kesilmez ve uzun yıllar yaşama imkanı bulur. Kozçeşme civarının binlerce yıllık tarihi olduğunu Danişment tarafına doğru binlerce yıllık tarihi olduğu yapılan yüzey araştırmalarında ortaya çıkıyor. Fıstıkçamı ağaçlarının arasından Dedetepe'den batıya doğru yürüyoruz. Orman teşkilatı tarafından ceviz badem ile ağaçlandırılarak köylülere dağıtılan alanın kenarından yürüyoruz. Lapseki'ye doğru giden asfaltı bölüp karşıya geçiyoruz. Seyrek karaçalıların bulunduğu alanda kalın çaplı üç beş ahlat ağacı, üzerinde hemen hemen her dalında ökse otu. Ağacın kendi yaprakları dökülmüş koyu yeşil yaprakları ve şeffaf rengi ile meyvesi sırıtıyor ağacın üzerinde. Dibinde karaçalı ile çevrilmiş hayvanlar için. Avlunun içine giriyoruz. Ökse otunun hakkında bilgi vermeyi ihmal etmiyoruz. Ökseotu yarıparazit bir bitki, Ağaçtan, su ve besin maddesi alır, yıl boyu yeşil yapraklarıyla da güneş ışığını kullanır. Ağacı zayıf düşürür. Ökse ardıcı, bu bitkinin zehirli meyvelerini de yiyebilir. Tohumunu, dışkısı, ayakları ve gagasıyla etrafa yayar. Otobur memeliler de, ökse yapraklarını ve dallarını severek yerler. Alternatif tıpta, eczacılıkta da kullanılır. Yapışkan tohumları, küçük kuş- memelileri yakalamada da kullanılır. Avrupada bazı kanser türlerinin tedavisinde de kullanılmakta olduğunu bildirmiş Prof Dr Şağdan Başkaya. Ahlat ağacını geride bırakıp karaçalıların arasından yürüyerek tepeye tırmanıyoruz. Tepeden manzara muhteşem. Fıstıkçamlarının arasına dalıyoruz. Önceden çıplak olan bu alanların ağaçlandırılmasına katkıda bulunduğum için büyümüş ağaçları görmek ayrı bir mutluluk veriyor. Çamların arası arılara mera olmuş. Vatandaş arıların yanına çamların arasına soğan sarımsak vb sebzeleri dikmiş. Toprak ana insanı aç bırakmaz mesajı veriyor. Çamları geçip seyrek meşe ağaçlarının arasından geçen bir patika hoş duruyor. Kapkara bulutlar su damlatmaya başlıyor. Mola veriyoruz yağmura tutulmadan önce. Yağmurluklarımızı sırtımıza geçiriyoruz. Ayhan Bey yörenim tarihi hakkında birşeyler anlatıyor. Yeniden başlıyoruz yürüyüşe. Seyrek meşelerin altında akçakesme, funda, laden vb çalılar ve otsu bitkiler yoğunlukta. Patikanın cazibesine kapılıp epeyce güneye doğru inmişiz farkında olmadan. Rotadan çıktığımızı farkedince arazinin durumuna göre rotaya girmeye çalışıyorum. Bu arada Kozçeşmeli arkadaşlar yetişiyor peşimden. Beraber rotayı yeniden hesaplıyor Çanakkale asfaltına doğru yöneliyoruz. Arazi çalılık ve dik. Çalıların arasından bulduğumuz boşluklardan yürüyüp kuzeye doğru yöneliyoruz. Yoğun laden örtüsü yürüyüşümüzü zorlaştırıyor. Buna rağmen doğanın vermiş olduğu pozitif enerji yüzlerden okunuyor. Tekrar rotaya girip 314 rakımlı Tahta tepenin zirvesini geçip asfalt boyunca ilerliyoruz. Biz süre sonra sağdan ormana giren yolu takip ederek dereye doğru inişe geçiyoruz. Sağımızda bir çeşme olduğundan bahsediyor Kozçeşmeli arkadaşlarımız. Ilgın Çeşmesi imiş adı. Orman yolunu takip ederek arpa tarlası mevkine dereye ulaşıyoruz. Beyçayırı tarafından gelen çayda suyun debisi fena değil. Kocaçayın yer yer yatağını kazıyarak ortaya çıkardığı ve aşındıramadığı kayaların üzerinden akışı bizi cezbediyor. Yapılan araştırmalardan göre kayaların üzerinden aşağı akıp giden suyun huzur verici sesi, stres ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olduğunu, aynı zamanda rahatlamayı teşvik edip ve genel olarak sakinleşmeye yardımcı olduğunu biliyoruz. Kocaçayın kenarından geçerken suyun sesinin etkisini de hissedebiliyoruz. Zaman zaman akışın gür ve şiddetli olduğu kayalık alanlara inip anı ölümsüzleştiriyoruz. Tepemizden yavaş yavaş yağan yağmur damlalarının yağmurluklarımızın üzerine düşerken çıkardığı sesler sanki dinlendiriyor bizi adeta yürüdüğümüz yorucu yolda. Kocaçayın çıkardığı su sesi de ayrı bir güzel. Derelerin çağıl çağıl akışı doğaya ayrı bir değer katıyor. Kurak geçen yaz aylarında suyun ne kadar önemli olduğunu birkez daha farkına varmıştık. Çayın kenarındaki çınar ve kızılağaçlar güneşe ulaşabilmek için çok çaba sarfetmişe benziyor. Dümdüz gövdeleri gökyüzünü deliyor. Derelerin yakınına yapılmış su değirmenlerinin ne denli önemli olduğu hikayelerde kaldı. Kocaçayın kenarında da iki değirmen yapılmış eskiden. Değirmenlerin sadece adı kalmış Kocaçayda. Başımın değirmeninden geçiyoruz. Önümüze geniş su dolu bir gölcük çıkıyor ağaçların arasında. Bir zamanlar kömür çıkarılmış maden ocağı olduğunu söylüyor yöreyi bilen arkadaşlar. Biraz daha yürüyünce İngiliz'in değirmene ulaşıyoruz. Tabi ki bu değirmen de anılarda kalmış Kocaçayın kenarında. Yürüdüğümüz yolun Büyük İskenderin ordusunu Granikos'a ulaştırdığı yol olduğunu anlatıyor Ayhan Bey. Ilgıt ılgıt yağan yağmurun altında giyimi zayıf olan arkadaşlarımız iliklerine kadar ıslanıyor. Birçoğumuzun giyimi havaya uygun olmasına rağmen saatlerdir yağan yağmurun altında zaman zaman önümüze çıkan dere suyunun üstünde suyu içeri almak zorunda kalıyor. Üsten yağan yağmurun içeri girememesine rağmen vücuttan yükselen terin de dışarı çıkamaması nedeniyle ıslaklığı vücudumuzda hissediyoruz. Süleyman'ın kaynağında mola veriyoruz. Kocaçayın suyunu tutan Kozçeşme göletinde biriken sular epeyce yükselmiş. 8680 dekarlık tarım arazisi bu suya bağlı. Burada su yeterince birikirse selvi biberi değer bulacak. Moladan sonra yürüyüş yeniden başlıyor. Göletin kenarından ilerliyoruz. Küçükdereden gelen suyu altından geçiren köprünün üstünden geçiyoruz. Birçok etkinliğin yapıldığı Fıstıkçamların hâkim olduğu piknik alanı solumuzda kalıyor. Ulusal birçok etkinliğin yapıldığı alan. Motosikletçilerin kamp alanı. Bahçesinde kocaman siyah plastik variller bulunan bir tesisin önünden geçiyoruz. Turşu üretiyormuş Selvi biberinden. Selvi biberi olarak coğrafi tescil alan biber yöre halının olduğu gibi Kozçeşme'nin de geçim kaynağı. 5 tesis bulunuyormuş Kozçeşme'de biberi işleyerek turşu olarak sofralarımıza ulaştıran. Yürüyoruz, köyün içindeyiz artık. Eskiden Belediye hizmet binası bugün ise muhtarlık olarak görev yapan binanın önünden geçiyoruz. Kalın ağaçların kesildiği yerde kalan kütüklerinden belli. Kahvehaneye dalıyoruz tekrar. Epeyce kalabalık. İç kısma geçiyoruz. Soba sabah bıraktığımız gibi yanıyor. Kurulanmaya çalışıyoruz. Daha önce de Kozçeşme'de yürümüştük. O zaman da yağmurlu idi iliklerimize kadar ıslanmıştık. Çaylarımızı içiyor vatandaşla sohbet muhabbetten sonra iyice şiddetlenen yağmurun altında aracımıza binerek Biga'nın yolunu tutuyoruz.


Konuk Yazarlar

Etkinlik Takvimi

İletişim Bilgileri

Biga Tanıtımı