Şubat ayı sulu geçiyor. Çok kuvvetli olmasa da hemen hemen hergün çisil çisil yağmur yağdı. Kocabaş bir kabardı bir sakinleşti. Belediye her gece diken üstünde oturdu Kocabaş taşacak diye. Her yıl kış aylarında taştı taşacak endişeleri DSİ'nin Kocabaşın Islahı Projesinde eksikliklerin olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Örneğin Kocabaşın yukarısındaki genişlik metre olan genişliğin ve derinliğin Avcılar Köprüsünden sonra iyice küçüldüğü görülmektedir. İnşaatı aşamasında uygun genişlik ve derinlik uygulansa idi bugün hiçbir yerde taşma yaşanmayacaktı. 17 Şubat 2026 tarihinde Çin astrolojisine göre Ateş Atı yılına giriyoruz. Özgürlük, hareket, cesaret, bireysel güçlenme gibi temalar ön plana çıktığı bu yıl özellikle yenilenme, dinamizm ve kişisel atılımlar açısından önemli bir dönem olarak görülüyormuş. Cumartesi güneşli mevsim normallerinin üzerinde bir sıcaklı vardı. BİGTAY rotayı Yolindi köyüne çevirdi. Meteoroloji raporuna göre hava yağışlı ve kuvvetli rüzgâr var. Sabahın nurunda Biga Belediyesi Otobüs durağında buluştuk. Yeni yüzler vardı. Tanıştık. Aracımıza binerek Bahçeli Köyüne ulaştık. Bahçelide odun ateşinde demlenen enflasyondan etkilenmeyen çaylarımızla yanımızda getirdiğimiz nevaleleri yedik. Tekrar aracımıza binip Bahçeli çayının üstünde hayırsever vatandaşlar tarafından yaptırılan köprüden geçtik. Geçtiğimiz yıl İl özel İdaresi tarafından sıcak asfaltla kaplanan yoldan konforlu bir yolculukla Hacıköy'den geçtik. Yolindi yoluna girdik. Taşoluk barajının kenarından geçen yoldan ilerlerken sulu geçen şubat ayında barajın suyunun bir miktar yükseldiğini farkettik. Ülkenin birçok yerinde taşkınların oluştuğu, sellerin ortalığı götürdüğü haberlerinin yanında Biga'daki yağışların azlığı dikkat çekici. Geçmiş yıllarda şubat ayının kar yağışlarının çokluğunu anlattık bilmeyen arkadaşlarımıza. Barajın dolması için kuvvetli yağışların olması gerektiği konusunda fikri birliğine vardık. Bu yıl Biga'da çeltik ekiminin kontrol altında tutulması gerektiğini, Kaçak açılan sondajların ilgililerce iptal edilmesinin uygun olacağını tartıştık. Yoksa diğer bitkilerin de ekilmesinin tehlikeye gireceği muhakkak. Kıvrıla kıvrıla barajın kenarından devam eden yoldan ilerlerken Kocaçay'ın yatağının dolu kısmından akar kısmına geldiğimizde Yolindiye yaklaştığımızı anladık. Son virajı dönünce dere içerisinde Yolindi bütün ihtişamı ile karşımızda idi. Kalabalık bir köy. 2007'de 953 olan nüfusu 2025'de 73'ye gerilemiş. Okulu var. Öğretmenler Biga'dan gidip geliyorlar. Köyün girişinde iniyoruz araçtan. Çizdiğimiz rotaya göre köye girmeden patikadan tırmanmamız gerekiyordu. Ancak öyle olmadığını görüyoruz. Mecburen ıslah edilmiş dere yatağından sola dönüyoruz. Sarıot Deresinin kenarından yürüyerek ilerliyoruz. Eski yeni binaları geride bırakıyoruz. Tamamen ahşap iskelet üzerinde araları çamurla kapatılmış duvarları ile bir bin dikkatimizden kaçmıyor. Pencereleri modern çağa uydurularak penden yapılmış. Ahşap duvarında çanak anten yerini almış. Tırmanış devam ediyor. Evleri geride bıraktıktan sonra sırtın üzerine doğru orman yolu yapılmış. Zikzaklar çizerek meyil azaltılmaya çalışılmış ancak pek de azalmamış. Biz de aynı yolu takip ederek eğimi biraz daha düşürmeye çalışarak ilerliyoruz. Sırtın üzerinden manzara muhteşem. Yolindi Kocaçay'ın yatağında ayaklarımızın altında. Dört tarafı ormanlarla kaplı. Birkaç fotoğraf alıp yolumuza devam ediyoruz. Patikalardan tırmandıkça arkamızda Yolindi gözden kayboluyor. Mevki Ayıtaşı imiş. Sırt ise Tahtalı sırtı. Buradan kestirme Tahtalıya da gidiliyormuş demek ki. Orman yolunda uzaklaşmadan patikaları takip ediyoruz. Seyrek meşe ağaçlarının altında fundalar yoğunlukta. Sandal ve Kocayemiş de sıklıkla görülüyor. Bir süre sonra çizdiğimiz rotanın önünün kapalı olduğunu farkediyor solumuzda bulunan orman yoluna doğru tırmanıyoruz. Yola çıktığımızda epey yorulduğumuza kanaat getirip mola veriyoruz. Rüzgar kuvvetli esiyor. Tepemizden geçen elektrik telleri rüzgarla sallanıp değişik sesler çıkarıyor. Tellerin kopup üzerimize düşme olasılığı ile ürperiyorum. Kalkıyoruz ve yürümeye devam ediyoruz. Bir süre sonra sol düzleşiyor. Rahatça yürüyoruz. Ve önümüze minaresi ile musalla taşı minin bir cami çıkıyor karşımıza. Minarenin yanından ikinci kata çıkan merdivene tırmanıp minarenin şerefesine geçip ezan okumaya başlıyorum. Caminin içine giriyoruz. Yerler toz içinde. Halı kaldırılmış. Namaz kılmaya kalksak uygun değil. Anlaşıldığı kadarı ile cami yazlık. Herşey düşünülmüş mini camide. Yan tarafta bir piknik ocağı. Bir de darağacına benzeyen iki taraflı bir beton direk. Fikir yürütüyoruz. "Suçluları yargılayıp idamına karar verilenler burada asılıyor" mu acaba diyoruz kendi kendimize. Çürük bir merdiven dayalı bir tarafında. Tırmanıyorum fakat kırıldı kırılacak. Vazgeçiyorum. Arkadaşlar piknik masasına oturuyorlar. Bir çeşme var tabi. Hemen aşağıda bir tuvalet. Herşey düşünülmüş. Yolindi'den Hasan Tekin tarafından yapılmış cami ve müştemilatı. Orman parseli içerisinde bulunan minia caminin bahçesindeki iki kalın çaplı ağacın kesildiğini farkediyoruz. Buna bir anlam veremiyoruz. Buradaki ağacın kesilmesi anlamsız. Acaba kim kesti veya kestirdi. Moladan sonra tekrar yola çıkıyoruz. Biraz ilerledikten sonra tarla kenarında çok yaşı olduğunu düşündüğümüz bir kestane ağacı. Sen de 500 yaşında be diyeyim 1000 yaşında. Ağacın ortasında ana gövde kurumuş ama diğer dallar sağlam. Anıtsal nitelikli yaşlı bir kestane. Geçmişi gövdesinde saklamış bir ağaç. Heyecanla ağaca sarılıyor etrafına dolanıyorum. Arkadaşların gelmesini bekliyorum. Kestane hakkında bilgi verip kestane kanserinden kurtulabilmiş ağacın geçmişle ilgili birçok bilgiyi gövdesinde barındırdığını anlatıyorum. Yolumuza devam ediyoruz. İlerde bir ağaç daha bütün haşmeti ile civarı bekliyor. O da başka bir kestane. Biraz ilerde kalın bir ıhlamur ağacı. Yanına gidiyor ağacı sevip okşuyoruz. Baba ağaçlar gibi bütün ağaçlara tepeden bakıyorlar sanki. Tahtalı sırtı Yolindi'den beri yürüdüğümüz sırt. Sırt üzerinde ara ara tarlalar mevcut. Çuha çiçekleri açmaya başlamış. Ormanı delmişler adeta. Toprak yolu takip ederek Mersinli Tepeye ulaşıyoruz. Etrafta mersin göremiyoruz. Neden mersinli tepe demişler diye düşünüyoruz. Vardır bir bildikleri deyip yolumuza devam edip kavşağa geliyoruz. Sola gidersek tahtalı. Biz sağa dönüyoruz. Bir çeşme çıkıyor karşımıza. Bir süre soluklandıktan sora ikiye ayrılan yolda Yolindi yönünü gösteren tabelayı kılavuz kabul edip ilerliyoruz. Manzara güzel. Balıkesir il sınırındayız. Solumuz Gönen Orman İşletme Müdürlüğü sağımız Biga Orman İşletme Müdürlüğü. Yolindi'ye inen orman yolundan etrafı seyrederek yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Yol üzerinde bir tuvalet bizi karşılıyor. Biraz ilerde solda yamaç üzerinde bir evcik. Çeşmenin yanında dolap, içinde çay şeker vs. Merdivenle yukarı çıkılıyor, Evin manzarası muhteşem. Yolindi'den Sami'ninmiş. Yolumza devam ediyoruz. Arazi çok sarp. Aşağı inmek veya yukarı tırmanmak çok zor. Mecburen yolu takip edeceğiz. Kayın ağaçlarının sivri kahverengi tomurcukları kabarmış. Yanyana gelen ağaçların tepelerinden kayın olduğunu ayırtetmek kolay. Arada gruplar halinde karışan meşeler bariz bir şekilde belli. Tabi bilmeyenlerin ayırması zor. Yoldan ilerleyip kayın mesceresine geldiğimizde kalın ve düzgün gövdeli kayınlar büyülüyor insanı. Dik yamaçtan gökyüzüne ulaşmak güneşi görebilmek için adeta yarışıyorlar. Kül rengi düzgün gövdeleri ile kayınların arasında tek tük yükselen kayınlarla yarışan düzgün gövdeli çınarlar ben buradayım diye bağırıyor. Arada bir mescereye karışan yaşlı gürgenlerin gövdesindeki çürükler bariz bir şekilde görünüyor. Etrafımdaki arkadaşlara Bir taraftan ağaçları göstererek diğer taraftan da bilgi vererek ilerliyoruz. Bazı arkadaşlarım yoldan çıkmayı istiyorlar. Fakat deliksiz ormanın içinde indiğimiz yerden çıkakta zorlanacağımız ihtimaline karşı yolu tercih ediyoruz. Arada bir önümüze çıkan çeşmelerin şırıltı ile akan sularını geride bırakarak yamacın düzleştiği bir yerde mola veriyoruz. Bir kayın ağacı kökünden kesilmiş. Neden kesildiğini düşünürken bir kısmımız gövdesine yerleştik. Bir kısmımız da kayın yapraklarının üstünde ormanı beş dakika dinliyoruz. Açıklarda şiddetli esen rüzgarın sadece uğultusu duyuluyor ormanın içinde. Önümüze çıkan dereciklerden az da olsa suların aktığını görmek bizi mutlu ediyor. Yolumuza devam ediyoruz. Tamamen çıplak olan ağaçların arasında yapraklarını dökmeyen bir adet porsuk ağacı bütün çıplaklığı ile ortada ben buradayım der gibi bizi selamlıyor. Bilmeyenlere anlattıktan sonra yol kavşağına geliyoruz. Yukarıdan gelen yol ile bizim yol birleşip Yolindi'ye doğru gidiyor. Bir süre yol üzerinde yürüdükten sonra sağa sapan yola devam ediyoruz. Yol bizi Devecik Tepesine çıkarıyor. Tarla kenarlarından ilerliyoruz. Yolindi Köyü'nün su deposuna doğru iniyoruz. Su deposundan manzarayı seyrettikten sonra köyün içine doğru ilerliyoruz. Yolindi büyük köy. Birçok eskimiş terkedilmiş geçmiş mimariyi yansıtan evlerin arasında yenilenmiş hala yaşanılan evleri görüyoruz. Birkaç kadın sokak sohbetinde buluşmuşlar. Biz doğruca Camin bulunduğu meydana iniyoruz. Kahvehaneler sıra sıra insanlar bol burada. Masalara dağılıyoruz. Araç Şoförümüz Sadullah bir masada biri ile oturmuş bizi bekliyor. Yanına oturuyorum. Vatandaş belediyeden emekli Adem. Birçok anısını anlatıyor kısa zamanda bize. Geçmiş Belediye Başkanlarından Osman Babi zamanında çalışmış Belediyede. Panço suyundan bahsediyor. Bir zamanlar Biga'nın su sorununu çözen, barajın yapılması ile su yollarının bozulmasından dolayı artık ulaşamayan sudan. Bir süre sonra tanıdığımız bir arkadaş geliyor yanımıza. Hal hatır soruyoruz. Çay söylüyor bize. İçerken anlatıyoruz geçmişten. Balığa gideceğini anlatıyor kısaca. 200 civarında Yolindi'li balığa gidiyormuş Eylül ayından sonra. 5-6 ay balıkta çalışanlar varmış. Etrafı ormanlarla çevrili koca köyde geçim nasıl sağlanır sorusunun cevabı olsa gerek bu durum. Hayvancılık yapılan köyde orman işçiliği yapanlar da varmış. Çalışkan köylüler. Sohbet güzel ama zaman dar. Vedalaşıp aracımıza biniyoruz. Kıvrıla kıvrıla giden yoldan yoldan geri dönüyoruz Biga'ya doğru.