Nisan değişik Latincede aparire kelimesi ağaçların çiçek açmaya başladığı mevsimi ifade edermiş. Bugün 5 Nisan Dünya avukatlar günü. İstanbul barosunun ilk genel kurulunu yaptığı 1878'den beri kutlanıyormuş. İlk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu imiş. Tüm avukatların gününü kutluyoruz. Nevruz'u geride bıraktık. Baharın habercisi Nevruz'un artık tatil olacağına Tatilimiz azmış gibi herkes sevindi. Dünyada en fazla resmî tatil Nepal'de imiş. 35-39 gün. Nepal'i Myanmar ve İran takip ediyormuş. Ülkemiz 9. Sırada imiş resmî tatil konusunda. Tabi resmî tatiller ülkemizde çoğunlukla kamu çalışanlarını ilgilendiriyor! Mart ayının ilk yirmi gününde gelmeyen yağış Ramazan Bayramı ile birlikte hızlanarak nisanın girmesi ile dereler doldu taştı. Gün içinde kar hariç dört mevsimi yaşadık adeta bazı zamanlar. Kazdağlarına kadar uzanan havzası ile Çanı geçerek Biga'ya gelen Kocabaş Çayı epeyce yükselerek Akkayrak Köprüsünün ulaşıma kapanmasına neden oldu. Biga özellikle gece deniz kenarı yerleşimlerini aratmadı. Martta yağmasın Nisan'da dinmesin atasözünü doğrularcasına giriş yaptık Nisan ayına. %30 kısıtlamaya gidilen çeltik üreticileri yeniden ümitlendi. Hafta sonuna güneşli hava ile girdik. Cumartesi az bulutlu alaca güneşli idi. Farklı Mesleklerden farklı yaşlardan insanların aynı amaçla bir araya geldiği BİGTAY rotasını farklı bir doğaya çevirdi bu kez. Bitki örtüsü ve iklimi ile tamamen farklı olan Marmara Denizinin kıyı yerleşimlerinden tarihi PARİON'lulara dayanan Kemer'in Bigalıların yazını geçirdiği Uzundere'den başlayacağız yürüyüşe. Kıyı boyunca çam ormanlarından Değirmencik Köyüne yürüyeceğiz bu Pazar. Parçalı bulutlu bir Pazar sabahı erkenden uyandım. Balkona çıkıp gecenin karanlığına doğru baktım. Kavak ağacının üzerinden sığırcıkların değişik sesleri geliyordu kulağıma. Hava ılıktı. Yine de her ihtimale karşı ihtiyacım olan elbiseleri sırt çantama koydum. Birşeyler atıştırıp çantaya da birkaç meyve koydum. Saate baktım. Otobüsün kalkış saati yaklaşmış. Bisiklete binip hızla pedalları çevirerek Belediye Otobüs durağında bizi bekleyen arkadaşlara karıştım. Yeni katılan arkadaşlarla selamlaştıktan sonra araca bindik. Çanakkale yoluna çıkarak Balıklıçeşme'ye ulaştık. Çamlık Aile Çay Bahçesinde çaylarımızı yudumlayıp yanımızda getirdiğimiz kahvaltılıkları atıştırdık. Yeniden aracımıza binip Organize Sanayi kavşağından sağa dönüp Otlukdere köyünü göletin dibine kadar gelmiş sularıyla solda bırakarak Bekirli köyünden geçtik. Kemer Köyünün içinden geçerek bir arkadaşımızı da alarak Nekrapol'ün arkasından geçen yola tırmandık. Çalıların ve zeytin ağaçlarının arasındaki boşlukları kapatan çakşır otlarının sarı çiçekleri yavaş yavaş belirmiş. Düzlüğe çıkınca sola dönen Uzundere Yoluna girdik. Uzundere sessiz. Kimsecikler yok. Yaz aylarında burada araç koyacak yer bulamıyorsun. Google görüntülere bakınca yüzün üzerinde araç sayıyorum. Bir kısmının özel tarla diğer kısmının da ormanda kalan koy yaz aylarında Kemer Köyü Muhtarlığınca işletiliyor. Kemer Köyü tarihin doğal güzelliklerin ve kültürün kesiştiği bir yer. Parion antik kentinin üstünden geçiyoruz Uzundere'ye varmak için. Su pırıl pırıl Uzundere'de. Kumların üzerinden başladık yürümeye. Hava güneşli. Deniz cam gibi. Ortalık yemyeşil. Uzunderenin hemen yan tarafındaki koya giriyoruz. Koyun arkasındaki yayvan dere içindeki tarlalar uzun yıllar kullanılmamış belli. İçindeki çalılar ve ladenler toprak yüzeyini kapatmış. Üzerindeki çiy damlaları botlarımızı ve pantolonlarımızın paçalarını ıslatıyor. Sol tarafımızdan yukarı sırt üstüne tırmanmamız gerekiyor ama yamaç o kadar yoğun ki akça kesme kermes meşesi, vb çalılar yolumuzu kapatıyor. Vadi içindeki bir patikayı takip ediyoruz. Biraz sonra vadinin sağ tarafındaki fıstıkçamı ağaçlarının arasına giriyoruz. Patika temiz. Tahminen 1980 li yıllarda yapılan ağaçlandırmalarda fıstıkçamı kullanılmış. Üst tabakada bulunan fıstıkçamlarının altında doğal bitki örtüsü kermes meşesi, akçakesme vb çalılar olduğu gibi yeniden sahayı kapatmış. Hafi trımanışla devam eden yürüyüşümüzde parlak güneşin etkisi kendini gösteriyor zamanla. Üzerimizdeki montlar, hırkalar vs fazlalıkları sırayla çıkarıp sırt çantalarımıza yerleştiriyoruz. Bir km'lik yürüyüşten sonra paraşüttepe sırtının üzerindeki Yangın Koruma Yoluna çıkıyoruz. Bu yol üzerinden aynı zamanda TANAP Doğalgaz Boru Hattı geçiyor. Bakü'den yola çıkan doğalgaz ülkemize Ardahan'dan girerek yurdumuzu baştan başa 20 ili 67 ilçe ve 600 köyü geçerek koydan denize giriyor Yunanistan sınırından Avrupa'ya ulaşıyor. Hattın yolu asfalt kaplanmış. Kenardan yürüyoruz. Bir süre sonra bir tesise ulaşıyoruz. Doğalgaz kompresör istasyonu imiş. Buradan denize inen doğalgaz karşı tarafa deniz altındaki borularla Avrupa'ya ulaşıyor. Tesisin kenarından yürüyerek denize doğru inen yamaçtan ilerliyoruz. Yamaç stabilizasyonu sağlanmış. Etrafta dikenli sarı çiçekli Genista (Keçiboğan) yaygın. Yamacı ladenler (pamukotları) tamamen örtmüş. Arap Dere Koyunun içine iniyoruz. Deniz tertemiz su berrak. Bir süre mola veriyoruz. Birkaç şebboy boy göstermiş kenarda. Mola sonrası tekrar yürümeye başlıyoruz. Yamaca tırmanan incecik bir patika var. Patikadam tırmanış heyacanlı. Yukarı çıktıkça manzara muhteşem. Kayakorukları yolumuza çıkıyor. Kayaların yarıklarından çıkmış deliceler yüzeyi kapatmış. Kırmızı pembe renkli anemonlar bizi selamlıyor. Sonradan dikildiği belli kızılçamlar ve alt tabakada delice, akçakesme vb maki türleri oldukça yoğun. Patikadan zaman zaman önümüze çıkan çalılar ve devrilmiş kızılçam gövdelerinden geçerken zorlanıyoruz. Patikadan 300 metre kadar tırmandıktan sonra Yangın Koruma Yoluna çıkıyoruz. Yangın yolunun sol tarafından kızılçamların arasına dalıyoruz. Doğal dal budanması olmuş kızılçamlarda. Işık alamayan alt dallar kurumuş, hemen kırılıyor. Önden dalları kıra kıra patikayı açmaya çalışıyoruz. İlk kez biz geçiyoruz buradan. 250 metrelik zorlu inişten sonra Güzel Koya ulaşıyoruz. Her koy muhteşem burada. Orman içindeki çıkışlı inişli yürüyüşümüzün çıkış ve inişten sonra bir koya ulaşmak harika. Deniz çakılları bembeyaz. Tertemiz. Üzerine yatıyoruz yuvarlanıyoruz. Bir molayı hakettik. Bir süre nefeslendikten sonra tekrar yola çıkıyoruz. Bu kez orman girmeyeceğiz. Tırmanarak ve inişle 200 metrede ulaşabileceğimiz Papazbağları Koyuna Güzel koydan sırta çıkan yolla ulaşmayı tercih ediyoruz. Koya kadar gelen orman yolundan sırta çıkıyoruz. Etrafta gelincikler çiçek açmış. Orkideleri de görüyoruz. Kızılçamlara asılmış feromon tuzakları hakkında bilgi veriyorum. Ağaçlara zarar veren kabuk böceklerinin üremelerinin azaltmak için feromon tuzakları kullanılır. Böceklerin eşleşmek için salgıladıkları kokulardan yola çıkılarak hazırlanmış tuzaklardır. Feromonlar, oldukça uzak mesafelerden hava hareketleri ile taşınırlar ve erkek böceklerin antenleri aracılığıyla algılanırlar. Bu antenler tekil molekülleri bile ayırt edebilecek duyarlıktadırlar. Tuzağın en önemli kısmı içinde bu çekici maddeyi taşıyan dispenser dişi böceği taklit eder ve erkek bireyleri tuzağa çeker. Tuzağa düşen böcek hunilerden aşağı şişeye düşer. Böylece böceklerin yumurtlamaları kontrol altına alınır. Biyolojik olarak doğaya zarar vermeden ağaçlar böcek zararından korunur. Etrafta bir lavanta türü olan Karabaş otunun çiçeklenmeye başladığını görüyoruz. Bu civarlarda yaygın olan karabaş otunun çayı yapılarak kullanılabilir. Karabaş otu (Lavandula stoechas), özellikle sinir sistemini sakinleştirici, sindirimi rahatlatıcı, balgam söktürücü ve güçlü antiseptik (mikrop öldürücü) özellikleriyle bilinen şifalı bir bitki olduğu yazılı kaynaklarda. Stres ve anksiyeteyi azaltmaya, baş ağrılarını hafifletmeye, damar sağlığını desteklemeye ve cilt yaralarını iyileştirmeye yardımcı olduğu bildiriliyor. Karabaş otu genellikle çay olarak tüketilir. Kurutulmuş çiçekleri kaynatılmadan, sıcak suda demleme usulü (genellikle 5-7 dakika) hazırlanması tavsiye ediliyor, ayrıca yağı, cilde masaj yoluyla uygulanabileceğinden bahsediliyor. Karabaş otu, geleneksel tıpta kan şekerini dengelemeye ve diyabet yönetimine destek olmak amacıyla kullanılabilen bir bitki imiş aynı zamanda. Kan dolaşımını uyararak şeker hastalığının önlenmesine yardımcı olabilir. Ancak, kronik şeker hastalarının doktora danışmadan kullanmamaları ve aşırı tüketimden kaçınmaları öneriliyor. Tabi ki bunları doktor kontrolünde kullanılması önemlidir. Yolumuz üzerinde baharla birlikte ortaya çıkan çiçeklerin eşliğinde Papazbağları koyuna ulaşıyoruz. Papaz bağları Derede su var. Denize akıyor. Tatlı su ile deniz suyunun karışmasına şahit oluyor ve Cebelitarık Boğazı benzetmesi yapıyoruz. Burası diğer koylara göre biraz daha geniş. Deniz kumundan sonra yemyeşil çayırda bembeyaz çayırgüzelleri açmış. Seriliyoruz üzerine. Denize yakın bir yerde Kermes meşesi üzerine halı gibi serilmiş bir bitki görüyorum. Ona doğru gidiyorum. Ama tanıyamadım. Değişik pozlarla anı ölümsüzleştiriyoruz. Fıstıkçamlarının altına oturuyor ve sessizlik molası veriyoruz. Değişik kuş sesleri geliyor ağaçların üzerinden. Transa geçiyor bazı arkadaşlar sessizlik molasında. Doğayla bütünleşiyoruz adeta. Doğanın sesleri arasında bu kez denizin dalga seslerini de dinliyoruz. Uzunderede bol miktarda bulduğumuz diğer koylarda da Pina olduğunu öğrendiğimiz bir kabuk bulduk deniz kenarında. Pina (Pinna nobilis), Akdeniz'e özgü, 120 cm boyuna ulaşabilen, deniz tabanına dik gömülü yaşayan en büyük çift kabuklu (dev midye) türünün saatlerce 6 litre suyu filtreleyerek temizleyen bu canlı olarak parazitler nedeniyle nesli kritik tehlikede olan önemli bir deniz ekosistemi bileşeni olduğunu öğreniyoruz. Kabukların karaya vurmasının iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyoruz tabi. Denizin ve ormanın sakinleştirici etkisini bir araya getiriyoruz bugün doğada. Bu durumu yan yana bulmak her zaman kolay değil tabi. Ama arada bir böyle rotalar iyi olacak herhalde. Buralar insanların en az dolaştığı yerler bu arada. Papazbağları'ndan ayrılıyor, yürüyüşe devam ediyoruz. Doğalgaz boru hattının bir diğeri de bu koyda. Türkiye Yunanistan Boru Hattı Yol boyunca hattın izlerini görüyoruz. Türkiye'den (Karacabey) alınan doğal gazı İpsala üzerinden Yunanistan'a (Gümülcine) taşıyormuş bu hat. Biz de denizden itibaren bu hattı takip ederek yürüyüşe devam ediyoruz. Aslında birkaç koya daha uğrayıp Değirmencik limanından köye çıkacaktık. Ama zamanımızın kısıtlı olduğunu farkedince rotayı yeniden hesaplıyoruz. Buralar 2001 yılında ağaçlandırmıştık. Buraya projede servi, sahilçamı, fıstıkçamı öngörmüşlerdi. Diktiğimiz sahilçamları 7 yıl çok iyi gelişti ama 7. yıl birden tamamı kurudu. Servi dikilen sahalar 25 yılda fazla boylanamadı. Fıstıkçamları da çok alımlı değil. Hemen bitişiğinde geniş alanlarda yapılan kızılçamların daha iyi olduğunu görüyoruz. Yangın Koruma yolunun kenarlarına dikilmiş servilerin gölgesinde yürüyoruz. Bir tesis önümüze çıkıyor. Doğalgaz hattına ait. Tam karşısından ormanın içine giren dar patikaya dalıyoruz. İncirlidere'ye iniyor sonra Dere içinden yamaca tırmanan yoldan devam ediyoruz. Zeytin ağaçları yaygın. Buralar Eskibağlar mevkii. Zeytinler bakımlı. Bir süre yürüdükten sonra Mezarlığa geliyoruz. Mezarlığın altından dolanarak köyün düğün salonunun bulunduğu yerden asfalta çıkıyoruz. Köyün girişinde mavi boyalı bakımlı bir ev bizi karşılıyor. Evin bahçesinde bir keçiboynuzu ağacı görüyorum. Şaşırıyorum. Çünkü ağaçlandırma şefliğim sırasında Biga'da birçok yere diktim. Büyümedi. Bahçeye doğru daldım. Ağacın tepesinde bir adam zeytin buduyor. Selam verdim. Eskiden muhtarlık yapmış Behçet amca. Hal hatır sorduktan sonra keçiboynuzunun meyve vermeye başladığını anlattı. Zaten bahçesinde de narenciye türü meyvelerin de yetiştirdiğini biliyorum. Değirmencik mikroklima açısından ılıman bir iklime sahip. Birçok meyveyi yetiştirmeyi başarmışlar köylüler. Köyün kahvesine doğru ilerliyorum. Arkadaşlara yetişiyorum. Kahvede tanıdık çok. Suat Bey kaktüs meyvesi yetiştirdiğinden bahsediyor. Hatta yılda birkaç kez de meyve aldığını sözlerine ekliyor. Değirmencik Köyü aynı zamanda Türkiye'nin en büyük sanayi tesislerinden birini barındırıyor. İÇDAŞ Çelik Tersane Ulaşım A.Ş. Değirmencik'in tarihi ta Bizanslılara dayanıyormuş. Değirmencik Köyü sahilinde bulunan Pitya (Pitya) Antik Kenti, "Küçük Ada" olarak bilinen burun bölgesinde kurulmuş, Bereket tanrısı Priapos ile ilişkili olduğu düşünülüyor. Köye iki km kadar mesafede olan Pitya antik kentine daha sonra yürümek üzere Değirmencik'ten ayrılıyoruz.