BİGTAY'ın Gemicikırı İskenderköy rotası!...

20.04.2026 10:39
/haberresim\78de500e-084b-470f-b3f1-d8cb3bb3bc21_20.04.2026.jpg

Nisanın ikinci yarısındayız. Havalar tam olarak ısınamadı. Zirai don tehlikesi üreticileri korkuttu. Martın sonu Nisan'ın başında gelen yağışlar birden kesildi. Son yağışlarla baraj ve göletlerde su seviyesi baya yükseldi. Çeltik üreticisi olan Biga Çiftçisinin kısıtlanan çeltik ekim kotasının yükselmesi ümidi arttı. Okullardaki öğrenci saldırıları hepimizi derinden üzdü. 19 Nisan Pazar. Rotamız Gemicikırı Köyü İskenderköy. Dünya Karaciğer Günü imiş aynı zamanda. "Doğa yürüyüşleri (doğada yapılan tempolu yürüyüşler), karaciğer sağlığı üzerinde son derece olumlu etkilere sahiptir. Özellikle karaciğer yağlanması, kronik karaciğer hastalıkları ve metabolik sendromlarla mücadelede etkili, doğal ve tamamlayıcı bir yöntemdir. Karaciğer sağlığı için haftada birkaç kez yapılan tempolu doğa yürüyüşleri, yağlanmayı geriletmek, kas kütlesini artırmak ve genel metabolik sağlığı iyileştirmek için temel bir tedavi destekçisidir" diyor kaynaklar. Güneşin doğuşu 6.24. Biz ise bir saat sonra bineceğiz aracımıza. Güneş bir mızrak boyundan fazla yükseldi. Sokak aralarında bulunan vişne ağaçlarının beyaz çiçeklerine bakarak Belediye otobüs durağına doğru bisikletle hızla ilerledim. Belediye'nin önüne yeni konulan dijital reklam panosunun önünden geçtim. Bazı aileler çocuklarını biryerlere uğurluyordu. Arkadaşların çoğunluğu gelmişti. Selamlaştık. Yeni katılan arkadaşlar vardı. Bindik araca. Çanakkale yolundan ilerledik. Karabiga kavşağından Kaldırımbaşı köyüne kırdık direksiyonu. Akyaprak, İskenderi geçerek Gemicikırı köyünün meydanında indik aracımızdan. Sokaklarda kimsecikler yok. Meydanda kocaman bir cami, avlu kapısında sarmaşık güllerinin sarmaladığı bir tak. Henüz çiçek açmamış güller. Minare ile yarışan servi minareye yetişememiş. Kahvehane çok temiz. Kapalı bahçe kısmından içeri giriyoruz. Birkaç vatandaş var. Selam veriyoruz. Sevgi ile karşılıyorlar. Bir vatandaşın yanına oturuyorum. Nihat bey Istanbul'da uzun yıllar yaşadıktan sonra köyüne geliyor. Bir hat alıyor Boğaz turdan. İbrahim bey sessiz. Bizim aracın kaptanı Sadullahla tanışıyorlar. Kahveci eşi ile beraber. Gemicikırı suyundan yapılmış çaylarımızı yudumluyoruz. Biraz sonra Köyün Muhtarı geliyor yanımıza. Sohbeti koyulaştırıyoruz. Gemicikırı köyü, 1881 yılında Balkan Muhaciri aileler tarafından kurulmuş, köy arazisi Sarıca köylü Gemicioğulları’ndan satın alındığından ve gemi yapımında kullanılan kayın ağacının Karabiga’ya götürüldüğü yol üzerinde bulunmasından köye de Gemicikırı adı verildiğini yazıyor Engin Gürsu hocamız 2001 yılında yazdığı kitapta. Diyor ama bu civarlarda kayın ağacı Yolindi Köyü tarafında Armutcuk mevkiinde bulunmaktadır. Gemicikırı Köyünden yukarıda Çan ormanlarında kayın azdır. Belki de eski yıllarda fazla idi. Gemicikırı Muhacir köyü. 1881 Bulgaristan, Eskicuma, Kamçıboylu; Şumnu, Yasçı civarından geldikleri azılı Çanakkale İline Dış Göçlerin Etkisi konulu araştırmada. Bir süre sonra hazırlanıp yola çıkıyoruz caminin önünden. Sarısıvat tarafına giden yoldan ilerliyoruz. Birinci sokağı geçip ikinci sokaktan sağa dönüyoruz. Köyün çıkışından itibaren mera başlıyor. Merada gruplar halinde karaçalılar gözden kaçmıyor. Ormanın kenarındaki yola dönüyoruz. Beyaz çiçekli ahlat ağacı tek başına duruyor. Yolları meradan sızan sular çamurlaştırmış. Üzerinden geçen traktör tekerleklerinin derin izlerinde sular birikmiş. Yolun kenarındaki traktör tekerleğinin oluşturduğu sırttan çamura batmadan yürümeye çalışıyoruz. Buralara üç metrelik bir boru konulduğunda herkes için ne kadar kolaylık olacağını hayal edip yolumuza devam ediyoruz. Yoldan ilerledikçe ağaçların kalabalıklaşması, açık alanları istila eden sarı çiçekli bitkilerin hakimiyetini görüyoruz. Yol kenarındaki ahırlardan köpek sesleri yabancıların yaklaştığını sahibine haber veriyor. İki inek ahırın önünde trene bakar gibi bize bakıyor. Bir süre ilerledikten sonra yeni yapraklanmaya başlamış genç meşe ve diğer ağaçların yoğunlaştığını görüyoruz. Meşelerin altında akça kesme, kermes meşesi, bodur gürgen vb. çalılar kendini gösteriyor. Ağaç ve çalıların arasında birileri tarafından açıldığı belli patikadan çayırlık bir alana geliyoruz. Mola verip güneşin etkisi ile yürüyüşümüzü zorlaştıran elbiselerden kurtuluyoruz. 8-10 yıl kadar önce ağaçlandırılan kızılçam sahasında yolumuza devam ediyoruz. Yolumuzun üzerinde çiçeklenmiş epeyce yer kaplayan adaçayı bizi şaşırtıyor. Güzel kokusu ile bilimsel adı Salvia fruticosa olan halk arasında Adaçayı, Elma çayı, moşabla, boş yaprağı, boş şalba vb adlarla anılan bitki çay olarak satılmaktadır. Çocukluğumuzda annemin sobanın üstünde hiç eksik etmediği bir çay. Soğuk algınlığı, gribal hastalıklarda ve çay olarak normal hayatta da sıkça kullandığımız bir çay. Yol boyunca birkaç büyük grup halinde bulunan adaçayını geçince bir arılık çıkıyor karşımıza. Arıların su ihtiyacının karşılandığını düşündüğümüz bolca 5 litrelik pet şişeler ağacın dibinde. Adaçayı aynı zamanda bal üretiminde de iyi bir mera bitkisi olduğunu düşününce arıcılar tarafından dikildiğini düşünmeden edemiyoruz. Patika boyunca ilerlerken meşelerin altına karaçalıların da karıştığını görüyoruz. Ağaçlandırma sahasından çıkıp meşelerin arasında ilerleyen orman yolundan devam ediyoruz. Ara ara mola vermeyi ihmal etmiyoruz. Etrafta karaağaç göremedik ama mevkinin adı Karaağaç deresi. Patika boyunca yürürken bir çeşme karşılıyor bizi. Suyu kesilmiş. Kaynaktan mı kesildiği yoksa suyu taşıyan borunun mu kesildiği hakkında bir bilgimiz yok. Suyu akmayan çeşmenin tepesine dizilip fotoğraf alıyoruz. Çeşmeyi geride bırakıp genç meşe ağaçlarının arasında belli belirsiz devam eden patikayı takip ederek uzun yıllar kullanılmadığı anlaşılan bir yola devam ediyoruz. Kızılcıkçukuru deresine iniyoruz. Dereyi geçip karşıdaki arlanın kenarında mola veriyoruz. Buğdayların kısa kalması hoşumuza gitmiyor. Ama manzara güzel. Arkamız orman önümüz yemyeşil tarlalar. Karşıda yola çıktığımız Gemicikırını net görebiliyoruz. Tekrar ağaçların arasına dalarak ilerlemeye çalışıyoruz. Ağaç ve çalıların arasında sırta doğru giden patikaya ulaşıyoruz. Yeşilin tonlarının arasında 0rtalama %7 'lik meyille 2 km kadar tırmandık. Yolumuzda meşelerle birlikte bodur gürgenler ve akçakesmeler ve henüz yapraklanmamış çalılar biyolojik çeşitliliği zenginleştiriyor. Arada bir yolumuzu kesen karaçalılar bir arkadaşımızın diline pelesenk olup yol boyunca şarkı söylemesine sebep oldu. Ancak repertuvarı zengin olmayan arkadaşımız "karaçalı gibi… " dedikten sonra bir türlü sonunu getiremedi. Bazı at kuyruğu çeşidi bitkiler zaman zaman yolumuza çıkarak biz de buradayız der gibi kendilerini gösterdiler. Tırmanılan yolumuz zaman zaman düzlüğe çıksa da bazı arkadaşların yorulmasına sebep oldu. Onların adına başkanımız Ömer abi şakayla karışık çık çık bitmiyor gibi serzenişlerde bulunuyor. Arada bir nefes molası vererek yürüyüşün çekilir hale gelmesini sağlıyoruz. Kızılçık ağaçlarını da yol kenarlarında meşelerin arasında görmek mümkün. Nihayet yolumuzun kenarında çöpleri görünce Sarıcaköy asfaltına yaklaştığımızı anlıyoruz. Evinden aracına yüklediği çöpü ormana atmayı adet edinmiş halkımız. Çöpü orman dökeni lanetleyerek asfalta çıkıyoruz tam karşımızda İskenderköy tarafına giden toprak yola giriyoruz. Ziraat arazisi olmasına rağmen yemyeşil ekili tarlaların arasında uzanan toprak yolun kenarlarında akçaağaç meşe, dişbudak gibi türlerle sanki alle görünümü almış. Yol kenarındaki sarı çiçekli bitkiler ayrı bir hava vermiş. Sol tarafımızda tarlanın içindeki koca meşenin görünüşü muhteşem. Yol boyunca ara ara ağaçların arasında kendini gösteren bembeyaz çiçekli ahlat ağaçları bol meyve vermeye aday gibi görünüyor. Yol kenarında bolca gördüğümüz kenger dikeninin gövdesini çakımızla güzelce soyduktan sonra arkadaşlarımıza ikram ederek tatmalarını sağladık. Karaciğer dostu bitkilerden. Deve dikeni ve şevketi bostan da bunlara benziyor. Kenger otu aynı zamanda antioksidan, lifli bitkilerden. Kanı temizliyor. Kenger özünü zamanla yediğimizde zihin açıklığı da veriyormuş. Yol boyunca kenger dikenlerini soyup herkesin tatmasını sağladık. Yürüdüğümüz yoldan sağ tarafımızda bir dere var. Karşı yamaçlarda bahar ağaçlara elbiselerini giydirmekle meşgul. Manzara muhteşem. Ekilmeyen tarlalarda sarı çiçekli karahindiba türleri manzaraya ayrı bir güzellik katmış. Ancak tarlaların ekilememesi çok hoş değil tabii olarak. Toprak yoldan çıkıp ekilmeyen otlarla yemyeşil olmuş uzun yıllardır kullanılmadığı içindeki ağaçlardan belli olan tarlalara daldık. Belgrattepe mevkinden Zeytindere'ye iniyoruz. Derede su var. Dereye paralel devam eden yolu takip ediyoruz. Arada bir dereye iniyor suyun sesini dinliyoruz. Bol miktarda akçaağaç görmek mümkün. Derenin iki yamacı da tarla. Ancak uzun yıllardır ekilmediğinden ağaçlar büyümüş orman gibi olmuş. Su ile papalel giden patikayı takip ediyoruz. Dere içinde zaman zaman toprak yüzeyine çıkan boruların köylere su götüren isale hatları olduğunu tahmin etmek zor değil. Yolun zamanla kapanan ksımlarını açmak için yakmayı tercih etmiş köylüler. Dere içinde uygun bir yerde mola veriyoruz. 5 dakika sessizce su şırıltısını, kuş cıvıltısını ormanın nefesini dinliyoruz. Su sesi dinlendirici. Bazı arkadaşlarımız ayrılmak istemiyor. Onlara geri dönüşte alabileceğimizi söyleyerek beklemelerini istiyoruz. Geri dönüşümüzün de üç ay sonra olacağını söyleyip gülüşüyoruz. İstemeyerek de olsa yolumuza devam ediyoruz. Dereden ayrılıp bir yola devam ederken Akkyaprak tarafına gittiğimizi farkedip sola dönüyor ve tekrar Zeytin dereyi takip ediyoruz. Dere içinde köye giden yola ulaşıyoruz. Önümüze doğa ile bütünleşmiş orman sarmaşığı ile kamufle olmuş dört yalaklı uzunca bir çeşme çıkıyor. Suyu akmıyor. 511 nolu İskender Köyün tek orman parselinin üst kısmından giriyoruz. Parseli baştan başa bölen yolu takip ederek köye ilerliyoruz. Ara ara meşelerin bulunduğu parsel fıstıkçamı ile ağaçlandırılmış. Çamların arasında doğal bitki örtüsü karaçalı yoğun. Köyün eski su deposunun yanına yapılmış yeni prefabrik su deposunun önünden geçiyoruz. Köye girerken terkedilmiş viran hale gelmiş evler karşılıyor. Sol tarafımızda bir bahçede çalışan bir kadın. Selam veriyorum. Mutlu oluyor. Bahçenin kenarına geldiğimde kadının bahçede bel küreği ile toprağı işlediğini görüyorum. Fotoğraf çekmeme izin veriyor. Köyün terkedildiğini kendileri gibi bazı insanların kaldığını üzülerek anlatıyor. Köy meydanına iniyoruz. Aracımız bizi bekliyor. Çanakkale'nin Biga ilçesine bağlı İskender Köyü, yaklaşık 25 haneden oluşan ve 1980 de 200 civarında olan nüfusu 2025'de 59 kalan sakin bir yerleşim yeri. Granikos Savaşı'nın (MÖ 334) yapıldığı alana yakınlığıyla bilinen köyde, Büyük İskender'in su içtiği söylenen eski bir çeşme ve tarihi demir halkalar gibi yerel efsaneler bulunduğunu yazıyor kaynaklar. ÇANAKKALE İLİNE DIŞ GÖÇLERİN ETKİSİ adlı araştırmada Anagnostopulu"ya göre ise Biga kazasındaki Rumlar 60 aileden oluşuyor ve ailelerden 30"u İskenderköy"de yaşıyor ve Bulgarca konuşuyorlarmış. Bunlar daha sonra Bulgaristan"a göç ettikleri yazılı. İskenderköy Pomak köyü imiş. Köyün ortasında yolun kenarında bulunan eski çeşme İskender'in su içtiği çeşme olsa gerek. Akköprü köyünün yakınındaki İskender Köprüsünün kalıntısını düşününce İskenderin buradan geçtiği ve su içtiğinin doğru olduğunu düşünüyorum. Söylenti bile olsa buradaki çeşmenin restore edilip işler hale getirilmesi gerekir. Aracımıza binip Biga'nın yolunu tutuyoruz.


Konuk Yazarlar

Etkinlik Takvimi

İletişim Bilgileri

Biga Tanıtımı